Çarşamba, Ekim 04, 2006
plutondan selam var

plutondan selam var
Video sent by bokumdakiboncuk
plutonun suları hoştur içmeye
köprüsü yıkılsa da uydusu var gelip geçmeye
 
posted by bokumda boncuk var at 3:26 ÖÖ | Permalink | 12 comments
Salı, Ağustos 01, 2006
amerikan rüyası *
adımı mı değiştirmeliyim ?
bu beni uzaklaştırır mı?
biraz kilo mu versem?
bir yıldız olacak mıyım?

bir erkek olmayı denedim
bir kız olmayı denedim
bir belirsiz olmayı denedim
en iyisi olmayı denedim
sanırım yanlış yaptım
işte bu yüzden bu şarkıyı yazdım

bu tür bir modern yaşam? bu benim için mi?
bu tür bir modern yaşam? bu bedava mı?
bir bara gittim ve ilgi bekledim
küçük bir şirket - bir arkadaş bulmayı denedim
hep aynısının olduğunun söylenmesi daha kolaydır
bu tür bir modern yaşam, benim için değil mi?
bu tür bir modern yaşam, bedava değil mi?

amerikan rüyası
amerikan rüyasını yaşıyorum
sen benim gördüğüm en iyi şeysin
sadece bir rüya değilsin

dik durmayı denedim
en üstte durmayı denedim
bir parçası olmayı denedim
ama nasıl olduysa unuttum
bunları neden yaptığımı
ve neden daha fazlasını istediğimi

bu tür bir modern yaşam, benim için değil mi?
bu tür bir modern yaşam, bedava değil mi?

amerikan rüyası
amerikan rüyasını yaşıyorum
sen benim gördüğüm en iyi şeysin
sadece bir rüya değilsin

bir erkek olmayı denedim
bir kız olmayı denedim
bir belirsiz olmayı denedim
en iyisi olmayı denedim
bir dost bulmayı denedim
dik durmayı denedim
en üstte olmayı denedim

boşversene...

adımı mı değiştirmeliyim ?
bu beni uzaklaştırır mı?
biraz kilo mu versem?
bir yıldız olacak mıyım?

Bir "soy latte" içiyorum
büyük bir yudum alıyorum
vücudumun içinden geçiyor
ve sen biliyorsun ki,
ben tatmin oldum,
mini cooper 'imi sürüyorum
super-dooper'i hissediyorum
Onlar benim bir trooper olduğumu söylüyorlar
ve sen biliyorsun ki, ben tatmin oluyorum
yoga ve pilates yapıyorum
oda yanan insanlarla dolu
vücutlarını kontrol ediyorum
ve benim tatmin olduğumu biliyorsun
izotopları kurcalıyorum
metafiziğin bu boku yapay maddeler
ve bunlar bana sadece umut verebilir
ve benim tatmin olduğumu biliyorsun

bir avukatım ve bir yöneticim var
bir ajanım ve bir aşçım
üç bakıcı, bir yardımcı
bir şoför ve bir jet uçağı,
bir antrenör ve kasap
ve bir badigard, ya da 5 tane
bir bahçevan ve bir tasarımcı
benim tatmin olduğumu mu düşünüyorsun?
aşırı bakış açımı açıklamak istiyorum
bir hristiyan ya da yahudi değilim
sadece amerikan rüyasını yaşıyorum
ve farkediyorum ki, hiçbir şey göründüğü gibi değil


* madonna - american life ' şarkısının tarafımdan tercüme edilmiş halidir.
 
posted by bokumda boncuk var at 6:01 ÖS | Permalink | 7 comments
Pazartesi, Temmuz 31, 2006
Köy öğretmenlerinin ve köy okullarının öykülerinden, zor koşulların getirdiklerini aşmaktan bahseden, ihtiyaçları olan köy okullarının duyurularının yer aldığı , köyöğretmenlerine ve köy okullarına adanmış bir blog sitesi.
Giriş için tıklayın.
 
posted by bokumda boncuk var at 10:18 ÖS | Permalink | 2 comments
lan, lan, lan... yaz okulu, sıcak, yandım ulan
sonbahar ve bahar döneminde ders yükünüz ağır gelir, bir dersten kalırsınız. "seneye tekrar uğraşmıyayım" diyerek, yaz tatilinizi feda eder, teklifleri reddeder, götü sıka sıka yaz okuluna gidersiniz.

sınav dönemleri çok kasarsınız, ama birileri sizden belki birazcık daha fazla kasar.

puanlar açıklanır, ortalamanın 12 puan altındasınızdır. sonbaharda ortalamanın 20 puan altının geçtiğini düşünerek geçmeye kesin gözle bakarsınız.

fakat, not aralığı belirlemek hocaların kötü anına denk gelmiştir, "bırakalım bunları" diyerek yaz okulunda bir ay derslere girmenizi umursamadan fd 'yi, ff'i basıbasıverirler.

bu notları veren hocaların kulakları çok çınlar. hatta öyle çınlar ki, bir dönem boyunca devamlı duyma bozukluğu yaşarlar.

yaz okulunda alınan dersten kalmak çok feci koyar. verdiğiniz para, verdiğiniz emekler, insanlar tatildeyken okulda olmak ama buna rağmen "kaldı" ibaresini görmek lanet ettirir yaz okuluna.

hocaların körv yüksek çıksın diyerek, 0 alanları ortalamaya katmamış olmaları da ayrı bir yazının konusudur.

lanet olsundur.


ve bir yıl sonra gelen devam...

aynı dersi tekrar yaz okulunda alırsınız. bu sefer durum çok kritiktir, geçerseniz sınıfı geçecek, kalırsanız okulu bir sene daha uzatacaksınızdır. elinizden geleni yaparsınız, çalışırsınız bu sefer derslere, kendinizi ertelersiniz, "2 ay çabuk geçer" dersiniz.
sonra istenen cevabı istediği şekilde bulduğunuz halde, "işlem yapmamışsın sen bu soruda. 0 puan" der bir hocanız, sadece harflerden müteşekkil, dolayısıyla işlem yapılamaz bir sınav sorusuna. "a ile b toplanır mı hiç hocam? elma ve armut gibi?"

final gelir çatar. paraya kıyıp özel dersler alırsınız bir de. sınava girip çıkarsınız, boşlukta hissedersiniz kendinizi. sonuç ne olursa olsun, en çok sizi sevindirecek ya da en çok sizin canınızı acıtacaktır.

şu an beklemekten başka yapılabilecek bir şey yok benim için. belki bir dönem daha çınlatmak zorunda kalacağım o kulakları...


evet evet, kafam basmıyo...
 
posted by bokumda boncuk var at 1:10 ÖÖ | Permalink | 1 comments
Çarşamba, Temmuz 26, 2006
dünya değil galaksi bile kurtarılır bu gazla
insanoğlunun ilk uzaya açılıp aya gitmesiyle uzay çağı başlar. uzay çağı dünyalılar için bir ilerleme çağıdır; binlerce yıl böyle yaşamışlardır. uzay çağı geçmiş, zaman ve yaşam galaksi çağına ulaşmıştır. yüzbinlerce yıl geride kalmış, dünya ve gezegenler sistemi uzayda galaksi sistemine dönüşmüştür. medeniyetler, tarihler geride kalmış, insanlar ilk çağlardaki gibi basit yaşamla yetinmeye başlamışlardı. ve bütün güçleriyle ölümsüzlüğü bulmak, devamlı yaşamı sağlamak için amansız bir çalışma ve mücadeleye girişmişlerdi.

bu çağlarda dünya milletleri, medeniyetleri, ırkları, dinleri ayrı devletler halinden çıkıp tek bir varlık haline geldiler. tek bir dünyalının yayışları ve kavimleri galaksi çağının dünya insanlarını meydana getiriyordu. dünya çılgın bir nükleer silahlanmanın sonucu olarak yokolma tehlikesiyle karşı karşıya gelmişti. dünya bu gibi tehlikeleri bir kaç kez geçirmiş, hiçbir kuvvet dünyayı yok edememiş fakat dünya bazı zamanlarda parçalara ayrılmış, dünyadan kopan parçalar uzayda meteor taşları haline gelmişti. bazı gezegenlerde hayat devam etmekte, yaşam sürmekteydi.

ama nükleer savaş çok hızlanmıştı. hükmetmek, daha güçlü olmak için bu güzel, mutlu dünya delice parçalanırken birden gizli ve çok güçlü bir düşmanla karşı karşıya kalındı. beş milyar yıl önce ışın ve enerjiden madde haline gelen dünyamız galaksi çağında lazer ışınlarının etkisiyle toz bulutları haline gelip parçalanmaktadır.

bu düşman kimdi? hangi galaksideydi? bütün dünyalılar bu tehlikeye karşı tek bir silah kullandılar: insan beyin gücü ve iradesiyle birleştirilmiş bir tabakayla karşı koymaya başladılar. insan beyin moleküllerinin sıkıştırılmasıyla oluşturulan bir tabaka dünyayı koruyordu. dünya her saldırı karşısında toz bulutu haline gelmekte, önündeki koruyucu kalkanın arkasına sığınmaktaydı. bu kalkanı delecek tek güç insan beyni ve iradesiyle yaratılacak bir silahtı. ama gerçekte galakside bulunan dünya düşmanları silahları ne kadar güçlü olursa olsun, beyinleri yoktu.

dünya ve insanın değeri sonsuzlukta en büyük silahtı. dünyalılar bu bilinmeyen düşmanı aramaya başladılar. ama ne yazık ki gönderilen hiçbir savaşcı geri dönmedi. dünyalılar toplandılar, kavimler biraraya gelip çare aradılar. tek çare düşmanı bulup savaşmaktı. en güçlü, en büyük iki türk savaşçısı ve diğer dünyalılar uzaya açılıp, bilinmeyen düşmana savaş ilan ettiler. bazı dünyalılar bu savaşa katılmadılar...

fakat hayal güçlerini gerçek ve mantıkla birleştiren her insan bu savaşa katılıp kazanmak azmindeydi.


yazan dr. fahrettin cüreklibatur.
 
posted by bokumda boncuk var at 12:58 ÖÖ | Permalink | 2 comments
Pazartesi, Temmuz 24, 2006
palyacoluk dosyasi

palyacoluk dosyasi
Video sent by bokumdakiboncuk
palyacodan dert dinliyoruz. kim seni ciddiye alsin be...
 
posted by bokumda boncuk var at 10:58 ÖS | Permalink | 0 comments
Cuma, Temmuz 21, 2006
Aptallık en büyük günahtır...

Salaklık Tarihine Geçenler

• Jake Fen isimli Macar adam, esini korkutmak için kendini asmis pozu verdi... Eve gelen es kocasini o halde gorünce bayildi..Kapiyi açik gören komsu kadin içeri girince iki cesetle karsilastigini sanip evi soydu.Topladiklari ile çikarken Jake kadina bir tekme atti. Cesedin canlandigini sanan kadin korkudan öldü..Jake beraat etti..

• New York'ta 5'inci caddede bir adama araç hafifçe çarpti. Adama birsey olmamisti.. Soförle konustu ve kalkacakken olayi gören biri yanina gelerek,kalkmazsa sigortadan para alabilecegini soyleyince yeniden aracin önüne yatti. Araç sürücüsü ise adamin gittigini düsünerek gaza basti ve adam öldü...

• Bayan Carson Amerika'nin New York kentinde yasiyordu.. Birgün eglenmek için cenaze isleri yapan bir sirketle anlasti. Sirket eve telefon etti ve bayan Carson'un kalp krizi geçirip öldügünü söyledi . Aile hemen kostu. Bu sirada tabutun içinde yatan bayan Carson birden dogruluverdi. Ama kizi o anda kalp krizi geçirip öldü...

• Romollo Ribaldo issizdi. Pisa kentinde oturan 42 yasindaki bu Italyan birgün, tabanca ile intihar etmeye hazirlandi. Esi onu engellemek icin dil döktü.. Sonunda Romolo aglamaya basladi ve intihardan vazgeçip silahini yere firlatti. Ates alan tabancadan çikan mermi esine isabet etti ve esi öldü...

• Kansas Wichita'daki polis,havaalanı otelinde 22 yaşında bir adamı sahte 16 dolarlık iki banknotu kullanmaya çalışırken yakaladı.

• Güney Afrika Johannesbur'da iki adam birbirlerinin kafası üzerine koydukları bira kutularına ateş ederlerken birisi arkadaşının yüzüne ateş etti.Adam ağır yaralandı.

• Bir şirket,çalışanlarının iş başında güvenli gözlük kullanmalarını teşvik etmek için özel bir film izletti.Kanlı iş kazalarını gösteren film o kadar canlıydı ki 25 kişi odadan kaçtı.13 işçi bayıldı.ve işçilerden biri sandalyeden düşerek kafasını yardı.

• Washington'da bir suçlu hapishaneden kaçtı.Birkaç gün sonra kız arkadaşıyla yemeğe gitti.Ama uzun süre geri dönmeyince kız arkadaşı merak ederek polise haber verdi.Polisler adını duyunca kim olduğunu anladılar ve yakaladılar.

• *Michigan lonia'da sarhoş bir hırsız,iki hizmetçi kızdan nakit para istedi,kızlar parayı vermeyi reddedince adam polis çağıracağını söylerek onları korkutmaya çalıştı.Kızlar aldırmayınca adam gerçekten polis çağırdı ve tutuklandı.

• *Pennsylvania Radnor'da bir şüpheliyi sorguya çeken polis,şüphelinin kafasına metal bir süzgeç yerleştirmiş ve tellerle fotokopi makinasına bağlamıştı.Polisin Fotokopi makinasında şüphelinin yalanlarının yazdığını söylemesi inanan şüpheli suçunu itiraf etti.

İKİZİNİ ÖLDÜRDÜ -

Marko ve Roberto de Solisa adlı iki kardeş, birbirleriylepek iyi geçinemiyorlardı. Roberto'nun sık sık kendisiyle dalga geçmesinedayanamayan Marko, kardeşini, kafasına sıktığı tek kurşunla öldürdü. Bubasit bir cinayet gibi görünebilir. Ancak gerçek öyle değil. Çünkü Marko ile Roberto aynı dolaşım sistemini paylaşan yapışık ikizlerdi. Roberto'nun ölümünden 5 dakika sonra, kan dolaşımı duran Marko da öldü.

MAYINLA FUTBOL -

Komboçya'da 2 asker, patlamamış mayınla futbol oynamaya kalkınca hayatlarını kaybetti. Olayı ilginç kılan bir başka nokta, parçalanarak can veren 2 askerin, Kamboçya ordusunun "en iyi mayın uzmanları" arasında yer almasıydı.

TÜKÜRÜK KURBANI -

ABD'nin Alabama eyaletinde 25 yaşındaki bir asker tükürme alışkanlığının kurbanı oldu. Pencerenin kenarına oturarak, tükürüğünü, büyük bir tencere şeklindeki sokak lambasına isabet ettirmeye çalışan asker, dengesini kaybedip 11. kattan düştü.

COLADAKİ ÇİVİ -

New Hempshere eyaletinde 10 yaşında bir çocuk, kolasını çiviyle açmaya çalışırken hayatını kaybetti. Kolanın içindeki gaz basıncıyla fırlayan çivi, çocuğun boğazına saplandı ve çocuk yaşamını yitirdi.

ÖLECEĞİ VARMIŞ -

Amerikalı bir genç, bunalıma girerek 10. kattan aşağıya atladı. Aynı binanın 9. katında, gencin, birbirleriyle sürekli kavga eden anne ve babası oturuyordu. 8.katta ise intihar eden gencin hayatını kurtarabilecek çelik bir ağ vardı. Gencin intihara kalkıştığı sırada, 9. katta anne ve babası yine kavga ediyordu. Eşine iyice sinirlenen baba, elindeki av tüfeğinin tetiğine bastı. Anne kendini yere atarak hayatını kurtardı, ancak tüfekten çıkan saçmalar, o sırada 9. katın hizasında bulunan gencin başına isabet etti.

• Arizonalı bir adam kelepçelerle oynarken kendini kelepçeledi ve anahtarı bulamadı...
Kendisini kurtarmak için çilingir çağırmak yerine polisi arayınca başı belaya girdi...
Onu kelepçeden kurtaran polisler, ödenmemiş bir kefalet borcu bulunduğunu belirleyince onu yeniden kelepçelediler...

• Gillette şirketi 1902 yılında güvenli jilet satmaya başladığında
yüzlerce erkek satın aldı.Sonra da bu jiletlerin sakallarını kesmediğini
söyleyerek onları çöpe attılar. Gillette yetkilileri, mutsuz müşterilerin
tıraş olmadan önce jiletin sarıldığı kağıdı çıkarmadıklarını fark ettiler.

• Chevrolet, yeni model arabası için "Nova" ismini buldu ama sonra
arabayı Latin Amerika'da satamayacakları anlaşıldı... Çünkü "Nova",
İspanyolca'da "gitmez" anlamına geliyordu.

• 1932 yılında Los Angeles olimpiyatlarında Fransız atlet Jules
Noel'in disk atmada kırdığı olimpiyat rekoru sayılmadı. Çünkü atışı
izlemesi gereken bütün hakemler, sırıkla yüksek atlama yarışmasını
izlemek için arkalarını dönmüşlerdi...

• 1840'da ABD başkanlığına seçilen William Henry Harrison, çok
soğuk bir günde Washington'da açık havada düzenlenen göreve
başlama töreninde şapka ve palto giymeyi reddederek yaptığı
uzun konuşma sonucu zatürre oldu. Yeni başkan sadece bir ay görev yaptıktan sonra öldü.

• Meksika'daki bir sağlıklı yaşam merkezinin sahibi, vasiyetine
mezarlığın sigara içilmeyen bölümünde gömülmek istediğini ısrarla ekletmeye çalıştı.

• 1971'de toprak kaymalarını incelemek isteyen Japon bilim
adamları, büyük bir yağmur fırtınası efekti yapmak için bir tepeyi yangın
hortumlarıyla adam akıllı suladılar. Bu yüzden tepenin çökmesi sonucu meydana
gelen heyelanda, dört bilim adamıyla 11 izleyici hayatını kaybetti.

• Fransız ordusu, askerlerin mayın tarlalarında yürüyebilmelerini
sağlayan patlamaya dayanıklı botlar icat etti. Fakat botlar o kadar ağır ve
içinde yürünmesi o kadar zordu ki, askerler mayınlarla havaya uçmadan önce
pusuya yatan düşman askerleri tarafından vuruluyorlardı.

1985'de New Orleanslı cankurtaranlar o yıl şehrin havuzlarında
kimsenin boğulmamasını kutlamak için bir parti verdiler. Partide
konuklardan biri boğuldu.

• 1975'de İngiliz bir çift televizyonda en sevdikleri programı
izlerken erkek yarım saat süren bir gülme krizi sonucu kalp krizi geçirerek öldü.
Eşi, cenazeden sonra programın yapımcılarına bir mektup yazarak,
kocasını hayatının son dakikalarında bu kadar mutlu ettikleri için teşekkür etti.

• 1983'de mağazada hırsızlık yaparken yakalanan San Diegolu bir
kadın polislere eğer onu bırakmazlarsa morarana kadar nefesini
tutacağını söyledi. Polisler kadını bırakmadılar, o da gerçekten
ölünceye kadar nefesini tuttu.


Yaşamak kadar gerçek olan ölüm, kabullenilmesi zor bir durum. Ölüm, sadece trafik veya uçak kazalarıyla gelmiyor. Çok küçük işler gibi görünen birçok olay da can kaybına neden olabiliyor. Kişinin karşısına nerede ve nasıl çıkacağı belli olmayan ölüm, bazen ilginç vesilelerle geliyor.

İşte en ilginç ölümler:

- Buenos Aires'te karısına sinirlenip onu öldürmeye karar veren adam, otelin 23. katındaki odalardan karısını aşağıya atar. Kadın elektrik tellerine takılır. İşini sağlama almak isteyen adam, karısının peşinden atlar. Tellere tutunamaz, yere çakılır.

- Mısırlı çiftçi, Nil Nehri'ne düşen tavuğunu kurtarmak için suya atlar. Ancak girdaba yakalanır. Kıyıya dönemeyince, bağırarak yardım ister. Bu kez oğlu atlar suya. O da girdaba kapılır. Beraberce yardım isterler. Derken adamın kızı, karısı da aynı kaderi paylaşır. Sonunda tavuk kurtulur ama ardında 6 ölü bırakır.

- Iraklı terörist Khay Rahnajet, içinde bomba olan paketi postayla suikast adresine göndermeye kalkar. Ancak yeterli sayıda pul yapıştıramadığı için, paket ev adresine geri gönderilir. İçinde bomba olduğunu unutan acemi terörist paketi açar ve sonrası malum.

- Astronot biliminde çığır açan Danimarkalı bilim adamı Tycho Brahe, vaktinde tuvalete giremediği için öldü. 16. yüzyılda yemek bitmeden sofradan ayrılmak hakaret sayılırdı. O gece, şölene gelmeden önce tuvalete girmeyi unutmuştu. Yemekte içkiyi fazla kaçıran Brahe, izin isteyemeyecek kadar nazikti. İdrar kesesi patlayan bilim adamı, 11 gün acı çektikten sonra öldü.

- Güney Afrika'nın Cape Town Şehri'ndeki bir hastanede gizemli olaylar oluyordu. Üstelik ölümlerin hepsi, cuma günleri 311 numaralı yoğun bakım odasında gerçekleşiyordu. Hemşireler ve doktorlar buna bir çözüm bulamayınca, devreye polis girdi. Araştırmalar sonuç vermedi. Sır ölümlere uzun süre açıklama getirilemedi. Uzmanlar, odanın havasını bakteriyolojik olarak kontrol ettiler. Sonuç sıfırdı. Bu arada ölümler devam etti. Sonunda oda sürekli olarak gözetim altına alındı ve neden ortaya çıktı. Cuma sabahları saat 06.00'da odaları temizleyen görevli, hastanın başındaki solunum cihazının fişini çekerek elektrik süpürgesinin fişini takıyordu.

- Marco ve Roberto adlı iki kardeş, hiç geçinemiyorlardı. Roberto'nun sık sık kendisiyle dalga geçmesine dayanamayan Marco, kardeşini öldürdü ama onun ölümünden 5 dakika sonra kendisi de öldü. Çünkü Marco ile Roberto, aynı donanım sistemini paylaşan ikizlerdi. Roberto ölünce, Marco'nun da kan dolaşımı durmuştu.

- ABD'nin Alabama Eyaleti'nde 25 yaşındaki bir asker tükürme alışkanlığının kurbanı oldu. Pencere kenarında oturarak tükürüğünü sokak lambasına isabet ettirmeye çalışan bir asker, dengesini kaybedip 11. kattan düşerek hayatını kaybetti.

- 1995 yılında Coca Cola makinesinden bedava soda almaya çalışan bir adam, aniden fırlayan kola kutusu yüzünden hayatını kaybetti.

- Jake Fen isimli Macar adam, eşini korkutmak için kendisini asmış pozu verdi. Eve gelen eş, kocasını o halde görünce bayıldı. Kapıyı açık gören komşu kadın içeriye girince, iki cesetle karşılaştığını sanıp evi soydu. Topladıkları ile çıkarken, Jake kadına bir tekme attı. Cesedin canlandığını sanan kadın, korkudan öldü.

- New York'ta caddede bir adama araç hafifçe çarptı. Adama bir şey olmamıştı. Şoförle konuştu ve kalkacakken olayı gören biri yanına gelerek, kalkmazsa sigortadan para alabileceğini söyleyince yeniden aracın önüne yattı. Araç sürücüsü ise adamın gittiğini düşünerek gaza bastı ve adam öldü.

- Bayan Carson, Amerika'nın New York Kenti'nde yaşıyordu. Bir gün eğlenmek için cenaze işleri yapan bir şirketle anlaştı. Şirket eve telefon etti ve bayan Carson'un kalp krizi geçirip öldüğünü söyledi. Aile hemen koştu. Bu sırada tabutun içinde yatan bayan Carson, birden doğruluverdi. Ama kızı o anda kalp krizi geçirip öldü.

- Romollo Ribaldo, işsizdi. Pisa Kenti'nde oturan 42 yaşındaki bu İtalyan, bir gün tabanca ile intihar etmeye hazırlandı. Eşi onu engellemek için dil döktü. Sonunda Romolo, ağlamaya başladı ve intihardan vazgeçip silahını yere fırlattı. Ateş alan tabancadan çıkan mermi eşine isabet etti ve eşi öldü.

- Sibirya'nın köylerinden birinde cenaze mezarlığa götürülüyormuş. Mısır tarlasının ortasında, tabut köylülerin ellerinden düşüvermiş. Tabutun içindeki ceset düşüp dereye yuvarlanmış. Akıntı, cesedi dinamitle avlanan balıkçıların yanına sürüklemiş. Balıkçılar "Acaba adamı dinamitle biz mi öldürdük?" diye endişeye kapılarak, cesedi askeri kışlanın tellerine bırakmışlar. Nöbetçi er, bölgeye birinin yaklaştığını düşünerek cesedi yaylım ateşine tutmuş. Hemen ambulans çağrılmış. Delik deşik olan ceset, hastaneye kaldırılmış. Operasyon 6 saat sürmüş. Ameliyattan çıkan doktor, alnından akan terleri silmiş ve "Çok zor oldu ama galiba yaşayacak" demiş

- 1983'te mağazada hırsızlık yaparken yakalanan San Diegolu bir kadın, polislere 'eğer onu bırakmazlarsa' morarana kadar nefesini tutacağını söyledi. Polisler kadını bırakmadılar, o da gerçekten ölünceye kadar nefesini tuttu.

- Bir fil bakıcısı filin temizliği ile ilgilenirken filin posasının altında kalıp can vermiş.

- Bir lunaparkın 2 kafadar gece bekçisi, park kapandıktan sonra dönen salıncaklara binmeye karar vermişler. Yönetici kabinine girmişler, aleti çalıştırmışlar. Makinenin ısınması için 1 dakika kadar süre gerekiyor tabii. Salıncaklara bir güzel kurulmuşlar. 1 dakikalık süre geçmiş, alet çalışmaya başlamış. Ama 2 kafadar, seans süresini ayarlamayı unutunca bütün gece kusarak ölmüş.

Bunlar da ilginç ölüm nedenleri:

- Her yıl, çatıya çıkıp anteni değiştirenlerden bin 800 kişi can veriyor. Çatıdan düşen ama ölmeyenlerin sayısı da 2 bin civarında.

- Özellikle son yıllarda, cinsel ilişki sırasında ölenlerin sayısında oldukça büyük bir artış var. 1 yılda bin 500 kişi seks yaparken can veriyor.

- Dünyanın en zor mesleklerinden biri de kuşkusuz otomobil tamirciliğidir. Her yıl, bu iş sektöründe 900 kişi hayatını kaybediyor.

- En fazla ölümlerin yaşandığı iş kollarından biri de boyacılık sektörü. Dünya üzerinde her yıl bin 100 kişi, boya merdiveninden düşerek ölüyor.

- Her yıl 33 bin kişi, yanlış iğne nedeniyle ölüyor. Özellikle Afrika'da, bu tarz ölümler artık normal sayılıyor.

- Her yıl, gömlek veya pantolon düğmesi dikerken 299 kişi ölüyor. Dikiş sırasında iğneyi vücuduna batıranlardan bazılarının ölüm nedeni: Bulaşıcı hastalık.

- Her yıl, 2 bin 480 kişi ampul değiştirirken elektrik çarpması nedeniyle ölüyor.

- İlginç ölümlere maruz kalanlardan bazıları da kasa görevlileri. Her yıl ya soyguncuların kurşunu ya da müşterilerle tartıştıkları için 6 bin 500 görevli ölüyor.



 
posted by bokumda boncuk var at 4:07 ÖÖ | Permalink | 6 comments
Perşembe, Temmuz 20, 2006
Tuba Öztop ve savaş ay röportajından kesitler

MEDYA NOTU

EMRE KONGAR


SAVAŞ AY'IN UNUTULMAZ RÖPORTAJI

Savaş Ay, habercilikle magazini, kendi üslubuyla bütünleştirip Türk medyasında özel bir tarz oluşturmuş bir gazeteci.

Esas olarak televizyonda parlamış bir gazeteci gibi görünüyor.

Ama bütün özel yetenekli insanlar gibi her ortamda başarılı olma niteliği var.

Son zamanlarda, zaten yazarı olduğu Sabah gazetesinin Cumartesi ekinde "Anlat Savaş Abi'ne" adı ile yeni bir röportaj dizisi başlattı.

Genellikle magazin dünyasının "ünlüleri" ile konuşuyor.

4 Eylül 2004 Cumartesi günü, Tuba Altıntop adlı bir genç hanımla yaptığı konuşma yayınlandı.

Yazının başlığında "Şarkıcı Rafet El Roman'la olaylı şekilde boşanan Tuba Altıntop" diye tanıtılan bu genç hanımla yaptığı konuşmanın bazı bölümlerini, "tarihe geçecek" nitelikte gördüğüm için, yorumsuz olarak sütunuma alıyorum:

S. A.: (Boşandıktan sonra) Ne zaman başkasıyla oldun?

T. A.: Epey sonra bir arkadaşım vasıtasıyla hayatıma bir insan girdi. Hakan Tanrıkut, Tekstilci.

S. A.: Sonra?

T. A.: 3 kişiydi Rafet'ten sonra. Beni severler, anlarlar sandım. Yanılmışım. İnsanların çoğunun şeyi kaymış artık? Çok eşlilik marifet değil ki. Hayvanların bile tek eşi vardır. Bir aslanın muhtemelen bir tek kaplan eşi vardır. O avlanır kadın kaplan da çocuklarıyla meşgul olur. Kaldı ki dediğin gibi ben muhafazakar bir insanım. Ceyhanlı'yım.

* * *

S. A.: (T. A. "milliyetçiyim" dedikten sonra) MHP'nin başında kim var?

T. A.: Osmaniyeli bir bey var da adını unuttum.

* * *

S. A.: Hobilerin ne senin?

T. A.: Şiir yazarım.

S. A.: Kim var sevdiğin şair?

T. A.: Fahir Atakoğlu? Yok yok o değil? Hah Ataoğlu, bir şey Ataoğlu.

S. A.: Ataol Behramoğlu mu?

T. A.: O işte. Evde üç tane büyük kitabı var seri. Antoloji yani. Kişinin kendi yazdığı tüm şiirlerin alt alta birleşmesi. Ama içinde şey de var. Tüh! Bende inanılmaz isim kaybı var. Vitaminsizlikten galiba. O tanıdığımız isim var. Sürgüne gitti hani. Yaşlı? Büyük? Yasaklandı ya? Hani başka ülkelerde ödüller verildi. Çok büyük. Bizim oralı. Adanalı?

S. A.: Yaşar Kemal mi yoksa?

T. A.: Hah Yaşar Kemal.

S. A.: Şair ha?

T. A.: Evet İstanbul üzerine tüm şiirlerini okudum.

* * *

S. A.: (T. A. "Bu arada tarihim de çok iyidir. Kanuni'yi mesela çok severim. Yapıtları mesela. Camiler Osmanlı figürleri" dedikten sonra) Peki en büyük eseri ne Kanuni zamanının? Hangi cami?

T. A.: Aya Sofya tabii ki.

* * *

S. A.: (T. A. "Milli bayramları severim. 23 Nisan, 19 Mayıs" dedikten sonra) Ne olduydu 19 Mayıs'ta?

T. A.: Atatürk Samsun'a çıkartma yaptı.

S. A.: Neyle çıkartma gemisiyle mi?

T. A.: Kendi gemisiyle. Savarona'yla. Şimdi özel bir mülkiyet satın aldı o gemiyi.





Yorumsuzdur efem.

 
posted by bokumda boncuk var at 8:30 ÖS | Permalink | 4 comments
Salı, Temmuz 18, 2006
kurşun kalem, beyaz kağıt
az önce konuşuyorduk bir arkadaşımla (konuşmuyorduk bile aslında, "chat" yapıyorduk, mimiklere yabancı...)

Yazmaktan açıldı konu. En son ne zaman kağıt-kalemle yazdım? diye sordum kendime... nisan 2006, baharın ilk günleri daha, fatih ekspresi, yemekli vagonu... 5 sayfa boyunca yazmıştım, durmadan, düşünmeden, kalem yazmıştı, elim yardım etmişti sadece, ben izledim...

ve "blogger olmak"... tuşlara dokunup yazdıklarını yüzlerce insana söylemek, copy-paste yapabilme özgürlüğü, paylaşmak... ama kağıt gibi değil; klavyem, kalem gibi değil...
 
posted by bokumda boncuk var at 10:13 ÖS | Permalink | 0 comments
Zonguldakspor'dan Pinkfloyd'a dava - oha dedirten haber
Zonguldakspor yönetim kurulu, Pinkfloyd adlı bir müzik grubunun yıllardır "the wall" isimli albümlerinin tanıtımında, takımlarının logolarını kulladıkları için dava açmaya hazırlandıklarını söyledi.

Şaka gibi be.

Logomuzu kullanıyorlar deyince, herhalde çok iyi tasarlanmış, çok akılda kalan, çok vurucu bir logoları var dedim zonguldakspor'un. Biraz araştırmadan sonra logoları da buldum.

Şöyle bir şeyler,




Çünkü iki çekici çapraz olarak koymak başka kimsenin aklına gelemezdi. Bizim lisedeki itfaiye kolu da (Y)(A)(N)(G)(I)(N) kovalarının üzerine bu çapraz çekiçlerden koymuşlardı, ama Zonguldakspor' logosundan görmüşler tabi onlar da.
İnsanın bunları benzetmesi için çekiç olması gerekmiyor, fakat bunların birbirinden esinlenerek yapıldığını düşünmesi için kazma olması gerekiyor.


Zonguldakspor yk'sına şu hediyeyi vermek istiyorum


 
posted by bokumda boncuk var at 3:38 ÖS | Permalink | 32 comments
Pazartesi, Temmuz 17, 2006
aşk kokar
aşk kokar.

Herkes alır bir aşığın kokusunu. Aşık, aşk kokar çünkü, ama herkesin aşkı farklı kokar dedim ya, baharda her çiçek güzel kokar ama yabani güller başka bir güzel gelir size, kopartmak isterken eliniz kanar, kopartmaya da kıyamazsınız ya kolay kolay, bir tanesiyle paylaşmak istersiniz yastığınızın altını (çiçek canım, yanlış anlamayın), kocaman bir gül düşünün, o yastığınızın altından çıkar sonra, gelir yanınıza yatar, sarılır size, kokunuzu sever, sonra dikenleri batar, acıtır, ama yanmaz canınız, sonra küçücük yatağa sığamamak, yorganı paylaşamamak, gecenin sonunda yorulup ikiniz de uyuyunca, sessizce kendi üstünüzdeki yorganı ona örtmek, üşümesin diye, kokusu kalsın diye...

biraz şekerli, biraz baharatlı, biraz meyveli, biraz terli-tuzlu, biraz çiçekler gibi kokar aşk.
koklamaya gerek yoktur, eğer oralardaysa ve şanslıysanız gelir sizi bulur o koku.
önceleri anlamazsınız nereden geldiğini, belki sonuna kadar da anlamazsınız. Geçince hissedersiniz eksikliğini. Gelmez geri aynı koku.
Her aşk başka kokar çünkü.

aşk kokar...
 
posted by bokumda boncuk var at 6:52 ÖS | Permalink | 1 comments
Cuma, Haziran 16, 2006
Birarada Yaşamı Savunuyorum !


Yeterince acının yaşandığı bu topraklarda, yeni acılar yaşamak istemiyorum.
Farklılığımızı zenginlik olarak görüyor,
eşit, özgür demokratik bir Türkiye'de birarada yaşamı savunuyorum.


birarada yaşam web sitesi


Birarada yaşam manifestosu


Büyük Buluşma, etkinliğin sunucuları Zeynep Tanbay ve Bülent Aydın tarafından okunan "Birarada Yaşam Manifestosu" ile başladı:

BİRARADA YAŞAMI SAVUNALIM
- Biz birarada yaşamı savunanlar,
bugün Kadıköy’de yarın her yerde yan yana geliyoruz.
Zalimin zulmüne karşı mazlumun tepkisini örgütlüyoruz.
Gökkuşağının bütün renkleriyle birarada buluşuyoruz.

- Biz bu ülkenin doğusuyla batısını birleştirmek istiyoruz.
Biz herkesin yaşam tarzına, kılık kıyafetine saygı istiyoruz.
İnsan insanın kurdu olmasın diyoruz.
Bizim dışlayacağımız, başka yere postalayacağımız tek bir yurttaşımız bile yok!

- Biz zorunlu yurttaşlık değil, gönüllü yurttaşlık istiyoruz.
Güvenlik devleti değil, sosyal devlet istiyoruz.
Kardeş kavgasına hayır diyoruz.
Ateşin ateşle söndürülemeyeceğini iyi biliyoruz.

- Gelin, gerilim siyasetçilerine rant kapılarını kapatalım.
Gelin birarada yaşamı savunalım.
Siz ülkeyi yönetenler, hep kendi aranızda konuştunuz.
Şimdi bizi dinlemeye ne dersiniz?
Başkalarının acısını, derdini paylaşmaya var mısınız?

- Onların çözümü çözümsüzlüktür.
bizim çözümümüz barış, adalet, eşitlik ve kardeşlik.
Gelin yaralarımızı birlikte saralım.
Geleceğimizi hep birlikte kuralım.
Gelin birarada yaşamı savunalım.

- Onlar bizi düşman kamplara ayırıyor, biz birarada tutuyoruz.
Onlar nefret kusuyor, biz sevgi ve aşk sunuyoruz.
Onlar karanlığın sesi, biz aydınlığın sesiyiz.
Onlar ülkeyi tek tipleştirmeye, kendilerine benzetmeye çalışıyor.
Biz çeşitlilikten, çoğulculuktan, sanattan, sevgi ve aşktan yanayız.



- Biz biliyoruz ki şiddetten medet umanlar, şiddetin esiri olurlar.
Bize “kırk katır mı – kırk satır mı?” diyorlar
Katırınız da, satırınız da sizin olsun
Biz demokrasi, barış ve özgürlük istiyoruz.

- Dinsin gözyaşı, akmasın artık kan
Yaşasın birlikte yaşam.
İnsanı insan yapan, birarada yaşam.

- Ya hep beraber, ya hiç birimiz
Biz aşkın ve devrimin ta kendisiyiz.
Bu ülke benim senin onun değil, hepimizin
Hepimiz farklı fikirleriz, farklı renkleriz.

- Birarada yaşamı savunalım! Birarada yaşamı savunalım!

25 Haziran 2006
Kadıköy
 
posted by bokumda boncuk var at 4:22 ÖS | Permalink | 4 comments
Çarşamba, Haziran 14, 2006
Canlı yayında Radyodayım!
http://damlasakizlimuhallebi.sitemynet.com/index.htm

Linki tıklayarak, eğer o an yayındaysam radyo yayınımı dinleyebilirsiniz.
Site bir seferliğe mahsus olarak bilgisayarınıza bir eklenti yüklemenizi istiyor. Bu sistem tamamen ücretsiz.


Tıkla !
 
posted by bokumda boncuk var at 4:48 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Salı, Haziran 13, 2006
Korna çalınca çabuk açılır yollar... bak bak bak
özellikle haftaiçi sabahları, arabalarıyla trafiğe çıkan, işlerine giden, çocuklarını okula bırakmaya çalışan araba sahiplerinin, yolcu almaya çalışan dolmuşcuların, hayattan bezmiş otobüs şoförlerinin, kaderin sillesini yemişlerin, "ne kadar çok korna çalarsam, yol o kadar hızlı açılacaktır" yanılgılarıdır.

tıkalı trafiği bir sarhoş gecenin ardından içine kusulmuş ve parça yemekler bulunan lavaboya, korna sesini lavabo aç'a benzetmek şizofrenik hareketlerdir. nafiledir.

korna çalmak, bir stres atma metodu olmamalıdır.

"tüh ulan korna çaldık o kadar ama yol açılmadı, napalım, biz elimizden geleni yaptık" demenin herhangi bir dayanağı yoktur. uyuyan vardır, hasta vardır, hiçbiri yoksa o sesi duymak istemeyen vardır.

"korna sesinin hastasıyım, ille de korna sesi olsun, müptelasıyım ulan" diyenler için, turkcell gerekli hizmeti sunmuştur,
"pdalidali yaz 7070e gönder polifonik havalı korna melodisi cebine gelsin!"
 
posted by bokumda boncuk var at 10:43 ÖS | Permalink | 1 comments
Pazartesi, Haziran 12, 2006
Tel Cambazlarının Tel Üstündeki Durumu
Tel Cambazlarının Tel Üstündeki Durumu

Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yan gelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız.

TURGUT UYAR
 
posted by bokumda boncuk var at 11:25 ÖS | Permalink | 1 comments
eXTReMe Tracker