Çarşamba, Kasım 30, 2005
Arabesk metal : )


Photoshop ne harika birşey!

Sentezi yapmışlar, kafaları koymuşlar.

Soldan sağa; hakan taşıyan, ibrahim tatlıses, orhan gencebay, mahsun kırmızıgül


İşin ilginci, çok iğreti de durmuyorlar. Beraber böyle bir metal albüm yapsalar aslında? Lan?
 
posted by bokumda boncuk var at 3:17 ÖÖ | Permalink | 1 comments
PrivateSözlüğün eski tasarımı

www.Privatesozluk.com sitesinin eski tasarımı... meraklısına
 
posted by bokumda boncuk var at 3:01 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Salı, Kasım 29, 2005
bizde de olsa ya...
 
posted by bokumda boncuk var at 6:41 ÖS | Permalink | 0 comments
Cumartesi, Kasım 26, 2005
bir reklamcının ağzından tüketim
Adım Octave ve APC'den giyiniyorum. Reklamcıyım. Evet, kainatı kirletiyorum. Ben size en pis şeyleri bile satan adamım. Asla sahip olamayacağınız o şeylerin hayalini kurduran... PhotoShop'ta rötuşlanmış kusursuz bir mutluluk. Kılı kırk yararak oluşturulmuş görüntüler, moda müzikler.
Zar zor biriktirdiğiniz paralarla, son kampanyada itelediğim rüyalarınızın arabasını satın almayı başardığınızda, ben onu çoktan demode etmiş olacağım. Ben üç model önde gidiyorum ve her zaman sizi hüsrana ugratmanın bir yolunu bulurum.
Glamour (cazibe); attığınız her adımda sizden biraz daha uzaklaşan o masal ülkesinin adıdır. Sizi yenilik bağımlısı yapıyorum. Yeniliğin avantajı, hiçbir zaman yeni kalmamasıdır. Her zaman bir öncekini eskitecek yeni bir yenilik bulunuyor.
Salyalarınızı akıtmak: Benim görevim bu. Benim mesleğimde kimse mutlu olmanızı istemez, çünkü mutlu insanlar tüketmezler.
Çektiğiniz acı, ticareti canlandırıyor. Bizim jargonumuzda buna "alışveriş sonrası düş kırıklığı" deniyor. Size acilen bir ürün gerekiyor; ama ona sahip olur olmaz bir başkasına gereksinim duyuyorsunuz... İhtiyaçlar meydana getirmek için kıskançlığı, acıyı, doyumsuzluğu körüklemek gerekiyor: İşte benim savaş gereçlerim bunlar. Hedefim ise sizsiniz...
Frederic Beigbeder
99 Fr
 
posted by bokumda boncuk var at 10:46 ÖS | Permalink | 0 comments
Efes Harabeleri
Erdem Akan adlı bir tasarımcı efes harabeleri koleksiyonu yapmış.

 
posted by bokumda boncuk var at 10:40 ÖS | Permalink | 0 comments
Çek - yat RANZA!
açılınca iki kişilik olan çek yat görmüştüm ama böylesine ilk defa rastladım.
Gündüz üzerinde keyif yapıyor, dinleniyor, akşam üzeri TV izliyor, muhabbet ediyor, çayınızı içip çekirdek çitliyorsunuz. Gece oluyor, yatma vakti geliyor ve misafirleriniz var evde!
Çek-yatınızı açıyorsunuz. Yatak görevindeki süngeri de üzerinde olan son derece şık bir çek-yatla karşılaşıyorsunuz. adamlar yapmış.


Doc XL a convertible sofa-bunk bed solution with rotating mechanism.
Doc is a comfortable divan with slipcovers, which requires a simple gesture and no physical strain to become a practical bunk bed with a safe ladder that is both a support element and a protective barrier. To use the item only as a bed, it is sufficient to remove the back cushions. The item can be converted from bed to furniture piece without having to remove the sheets and blankets, thus offering the possibility to always dispose of a ready to use bed.


.

Model: Doc

day.gif (647 bytes)

Doc is a comfortable divan with slipcovers, which requires a simple gesture and no physical strain to become a practical bunk bed with a safe ladder that is both a support element and a protective barrier. The item can be converted from bed to furniture piece without having to remove the sheets and blankets.

.



 
posted by bokumda boncuk var at 9:35 ÖS | Permalink | 0 comments
Sana kek yaptım


Böyle bir tişört yapmış bir alman tekstil firması, piyasadaymış şimdi.

Anlamlı geldi bana. Fırında pişen bir kek... Zamanı geldiğinde çok güzel olacak ve oradan dışarı çıkacak...

Tadından yenmez : )
 
posted by bokumda boncuk var at 4:04 ÖS | Permalink | 0 comments
Cuma, Kasım 25, 2005
Kal - culus
hem sayısalcı hem de sözelcilerin ilgilenmesi gereken bir konu bu:
calculusun psikolojiye etkileri.

bugün gün boyunca calculus, 119, limit, türev, formal definition, 120, kitap, hayır çıkmış sorular, 2.9 yokmuş, hoca buradan çıkar demiş, calculusten geçeyim kurban kesicem, bu okulu bırakalım, yaşasın fizik çimleri, kahrolsun calculus, kalmak, repeat, ortalama, ders, depresyon sözcüklerini duydum çok farklı kişilerden okulun çok farklı bölgelerinde.

kütüphane yine tam kapasite ile çalışıyordu. herkesin önünde o kalın kırmızı kitaptan vardı, ve üzerinde aynı yazı: CALCULUS!

Kalmaktan geliyor olsa gerek adı. Kal-kulus
Newton çok aaahh işitmiştir bu yüzden, eminim.

Newton heykeline bakıp da küfreden öğrenci gördüm ben, inanmayın.

amfilerde sıralarda calculus hakkında bolca küfür kazınmış. (benim çok katkım olmuştur bu edebiyata)

Ne yapmak lazım bu dersi geçmek için bilmiyorum ama herkes şunun farkında ki bu ders öğrencilerin psikolojisini fena halde etkilemekte.
Calculuse göre ayarlamakta öğrenciler kendilerini. akıllarında sürekli limit ve türev olmakta. onun bunun limitini almaktalar. limit ve türev üzerine espriler yapılmakta... saat zilin çalmasına soldan yaklaşıyor demekte öğrenciler.
herkeste bir sıkıntı, bir telaş. fotokopi çektir, sınav sorularını bul, çöz, çözeme, bir bilene sor... of ki of...
 
posted by bokumda boncuk var at 2:18 ÖS | Permalink | 0 comments
Salı, Kasım 22, 2005
Bart tahtaya yazar...

  • I will not flush evidence.
  • I will not carve gods.
  • I will not spank others.
  • I will not aim for the head.
  • I will not barf unless I'm sick.
  • I will not do the dirty bird.
  • I will not scream for icecream.
  • I will not snap bras.
  • I will not spin the turtle.
  • I will not fake seizures.
  • I will not defame New Orleans.
  • I will not prescribe medication.
  • I will not bury the new kid.
  • I will not teach others to fly.
  • I will not bring sheep to class.
  • I will not eat things for money.
  • I will not yell "She's Dead" at roll call.
  • I will not call the principal "spud head".
  • I will not sell miracle cures.
  • I will not charge admission to the bathroom.
  • I will not go near the kindergarten turtle.
  • I will not celebrate meaningless milestones.
  • I will not waste chalk.
  • I will not skateboard in the halls.
  • I will not instigate revolution.
  • I will not draw naked ladies in class.
  • I will not call my teacher "Hot Cakes".
  • I will not encourage others to fly.
  • I will not fake my way through life.
  • I will not trade pants with others.
  • I will not do that thing with my tongue.
  • I will not drive the principal's car.
  • I will not pledge allegiance to Bart.
  • I will not sell school property.
  • I will not whittle hall passes out of soap.
  • I will not burp in class.
  • I will not get very far with this attitude.
  • I will not belch the National Anthem.
  • I will not sell land in Florida.
  • I will not grease the monkey bars.
  • I will not hide behind the Fifth Amendment.
  • I will not do anything bad ever again.
  • I will not show off.
  • I will not sleep through my education.
  • I will not Xerox my butt.
  • I will not bribe Principal Skinner.
  • I will not torment the emotionally frail.
  • I will not hide teacher's medication.
  • I will not squeak chalk.
  • I will not "let the dogs out".
  • I will not scare the Vice President.
  • I will not conduct my own fire drills.
  • I will not expose the ignorance of the faculty.
  • I will not yell "Fire" in a crowded classroom.
  • I will not say "Springfield" just to get applause.
  • I will not send lard through the mail.
  • I will not use abbrev.
  • I will not tease Fatty.
  • I will not dissect things unless instructed.
  • I will not hang donuts on my person.
  • I will not mock Mrs. Dumbface.
  • I will not strut around like I own the place.
  • I will not make flatulent noises in class.
  • I will not complain about the solution when I hear it.
  • I will not defame New Orleans only in Canada.
  • I will not hide the teacher's Prozac.
  • I will not demand what I'm worth.
  • I will not mess with the opening credits.
  • I will not file frivolous lawsuits.
  • I will not bite the hand that feeds me butterfingers.
  • I will not do the dirty bird.
  • I will not mess with the opening ???
  • I will not re-transmit without the express
    premission of Major League Baseball.
  • I will not plant subliminal messagores.
  • I will not cut corners.
    " " " " "
    " " " " "
    " " " " "
  • I cannot absolve sins.
  • I will never win an emmy.
  • I will finish what I sta
  • I will return the seeing-eye dog.
  • I will give urine sample only when asked.
  • I will remember to take my medication.
  • I will only do this once a year.
  • I will stop talking about the twelve inch pianist.
  • I no longer want my MTV.
  • I'm so very tired.
  • I was not the sixth Beatle.
  • I was not told to do this.
  • I was not the first Roman Emperor named 'Fartacus'.
  • I was not the inspiration for 'Kramer'.
  • I am not a 32-year-old woman.
  • I am not a dentist.
  • I am not the new Dalai Lama.
  • I am not a lean mean spitting machine.
  • I am not a licensed hair stylist.
  • I am not a licensed therapist.
  • I am not licensed to do anything.
  • I am not authorized to fire substitute teachers.
  • I am not deliciously saucy.
  • I am not the reincarnation of Sammy Davis Jr..
  • I am not certified to remove asbestos.
  • I am not my long-lost twin.
  • I am not Charlie Brown on acid.
  • I am not here on fireball scholarship.
  • I do not see dead people.
  • I do not have diplomatic immunity.
  • I do not have power of attorney over first graders.
  • I did not see Elvis.
  • I did not invent Irish dancing.
  • I did not learn everything I need to know in life from kindergarten.
  • I was not told to do this.
  • I should not have been twenty one today.
  • I saw nothing unusual in the teachers' lounge.
  • I have neither been there nor done that.
  • Making Milhouse cry is not a Science project.
  • My homework was not stolen by a one-armed man.
  • My name is not Dr. Death.
  • My butt does not deserve a website.
  • My mother is not dating Jerry Seinfeld.
  • This is not a clue ... or is it?
  • It does not suck to be you.
  • Genetics is not an excuse.
  • Organ transplants are best left to professionals.
  • The Pledge of Allegiance does not end with "Hail Satan".
  • There are plenty of businesses like show business.
  • Five days is not too long to wait for a gun.
  • Garlic gum is not funny.
  • They are laughing at me, not with me.
  • Tar is not a plaything.
  • It's potato, not potatoe.
  • Spitwads are not free speech.
  • Nobody likes sunburn slappers.
  • Nobody is interested to read my sci
  • High explosives and school don't mix.
  • "Bart Bucks" are not legal tender.
  • Underwear should be worn on the inside.
  • The Christmas Pageant does not stink.
  • 'Temptation Island' is not a sleazy piece of crap.
  • No one cares what the definition of 'is' is.
  • Silly string is not a nasal spray.
  • Funny noises are not funny.
  • This punishment is not boring and pointless.
  • The principal's toupee is not a Frisbee.
  • Science class should not end in tragedy.
  • Goldfish don't bounce.
  • Mud is not one of the 4 food groups.
  • No one is interested in my underpants.
  • The cafeteria deep fryer is not a toy.
  • All work and no play makes Bart a dull boy.
  • The nurse is not dealing.
  • Fun does not have a size.
  • A belch is not an oral report.
  • A burp is not an answer.
  • Teacher is not a leper.
  • Coffee is not for kids.
  • Fire is not the cleanser.
  • Sherri does not 'get back'.
  • Hillbillies are people too.
  • A burp in a jar is not a science project.
  • There was no Roman god named 'Farticus'.
  • Rudolph's red nose is not alcohol-related.
  • Shooting paintballs is not an art form.
  • Pain is not the cleanser.
  • The hamster did not "have a full life".
  • The first amendment does not cover burping.
  • Loose teeth don't need my help.
  • Cursive writing does not mean what I think it does.
  • Hamsters cannot fly.
  • "The President did it" is not an excuse.
  • Ralph won't "morph" if you squeeze him hard enough.
  • No one wants to hear my armpits.
  • No one wants to hear about my sciatica.
  • Next time it could be me on the scaffolding.
  • The Good Humor man can only be pushed so far.
  • Wedgies are unhealthy for children and other living things.
  • Adding "just kidding" doesn't make it okay to insult the Principal .
  • Indian burns are not our cultural heritage.
  • "Bagman" is not a legitimate career choice.
  • The boys room is not a water park.
  • Beans are neither fruit nor musical.
  • A fire drill does not demand a fire.
  • Everyone is tired of that Richard Gere story.
  • Nerve gas is not a toy.
  • Grammar is not a time of waste.
  • The truth is not out there.
  • "Bewitched" does not promote Satanism.
  • The Christmas Pageant does not stink.
  • butt.com is not an email address.
  • butt.butt is not my E-mail adress.
  • A trained ape could not teach gym.
  • I have neither been there nor done that.
  • The giving tree is not a chump.
  • Vampire is not a career choice.
  • Sherri does not "got back".
  • Dodgeball stops at the gym door.
 
posted by bokumda boncuk var at 3:52 ÖS | Permalink | 0 comments
Pazartesi, Kasım 21, 2005
otobus soförleri
İzlenimlerimden yaptığım çıkarımlar kadarıyla geneli sopalık olan abilerdir. Her şekilde her ortamda kendilerini belli edebilirler. Sivri burunlu ayakkabıları, baştan aşağı lacivert kıyafetleri vardır. Beyaz çorap ile tamamlanır.

Haksız oldukları durumlar dahil, asla sorumluluk kabul etmezler, işlerini zamanında yapmazlar. İnsanlara kafalarına göre muamele yaparak keyfi bir otorite sağlamaya çalışırlar. Örneğin arkadaşları ya da polis üniforması giymiş ya da elinde telsiz bipleyen herhangi birisi belediyenin otobüsünden ücretsiz faydalanabilir. herhangi bir belge istenmez, ama sırtında 10 kiloluk çantası, elinde kitapları ile öğrenci olduğunu 100 gram beyni olan herkesin algılayabileceği gençlerden öğrenci kimliği isterler, kimlikte bandrol yok ise öğrenciyi sahtekarlıkla, devleti dolandırmakla suçlamakta tereddüt göstermezler. Yolculara karşı garip bir kinleri mevcuttur.

Hakkınızı aradığınızda hakkını aramayan insanları size örnek göstererek sizi bastırmaya çalışırlar. hem de geceyarısını geçen bir saatte, yarım saat geç geldiği için, tamamen kendi hatası olarak, transfer uygulamasının getirdiği ücretsiz kullanım hakkı piç olan ve bu yüzden bilet kullanmadan binmek isteyen yolculara karşı, "kardeşim durağın yeri değişti, üç aydır öbür duraktan kalkıyoz, dua edin de durduk burada" ifadesini ya da benzer ifadeleri 3 aydır değişmiş olduğunu ifade etmesine rağmen o durakta bekleyen onlarca insanın gözlerine baka baka kullanırlar. "Ben devlet memuruyum" ifadesini bolca zikrederek, bunun görevleri olduğunu anlatmaya çalışırlar, ama aldıkları üç kuruşla geçinmeye çalışan insanların eve ekmek alma hesaplarını bozduklarını bilmelerine rağmen pişkinliği elden bırakmazlar, "basmasanız, bizim başımız belaya girer" derler.

Bu adamcıklar aylardır maaş alamamalarını dile getirerek, bir de sendika kurma hakkı isterler, hatta bunun için afişler asarlar, insanlardan destek beklerler. Senin bana verdiğin destek bu kadarsa, benim ki de budur. Taptığın başkanın sana az bile yapıyor.
insan eşek olursa bineni de çok olur dikeni de.
 
posted by bokumda boncuk var at 4:40 ÖS | Permalink | 0 comments
zayıfla-ma !
Herkes zayıflama derdinde!

Güzel kadın/yakışıklı erkek protipleri var ya herkesin önünde, birileri dayatıyor ya sürekli "ideal budur" diye. herkes de "ben de onlar gibi olmalıyım" diyor ya, sonra diyet bisküvileri, dieyt yemekleri, sadece salatayla beslenen insanlar peydah oluyor ya her yerde, sonra da her yediğini kusan ve beslenemeyen genç kızların kemikleri sayılıyor ya... Sonra da... Sonra da birileri hedefine ulaşıp "ideal prototip"den biri olduklarını görüyorlar ya... gerçek hayatta ideal yoktur, ideal olma gerekliliği yoktur.
İdeal neye göre idealdir ki? Doğru neye göre doğrudur? 75 kiloluk bir fil mi daha zayıftır yoksa 75 kiloluk bir kaplan mı? Hangisinde daha güzel durur o 75 kilo?
X kişisinde 75 kilogram mı daha hoş durur, yoksa 50 kilogram mı? (ki türk alfabesinde 29 harf vardır, x bunlardan biri bile değildir) Belki x kişisinin ideal hali 83 kilogramdır. X kişisi 83 kilogram ağırlığındayken 75 kilogram olan halinden daha çok keyif alacaktır belki hayattan ? Belki çevresindeki insanlara daha çok enerji verecektir böylece?

Nedir ki bu ben zayıf olmalıyım, daha zayıf olmalıyım endişesi?
"Şuramda 3oo gram fazlalık var şekerim", "Belden biraz verip bacakların şu boğumundan aldım mı süper olucam, göreceksin", "Şadiye'nin de her şeyini severim ama çok şişman be, biraz kilo verse harika olacak". Niye ki ? Şadiye niye kilo versin ki senin harikan olmak için ? O yağlı bedenini seviyor belki? Belki soğuktan korunmak için kullanıyor onları?
İlla zayıflamak isteyip de (bana rağmen) bu konuda ısrarlı olup da başaramayanlar, tavsiyem götlerinizi kesip atmanızdır. kafadan 3 kilosu vardır. Hem bundan sonra size ders olur.



 
posted by bokumda boncuk var at 10:52 ÖÖ | Permalink | 0 comments
derse pijamayla girme isteği ayrıntısı
Birkaç saat sonra dersim başlayacak.

Aynı sınıfta aynı dersi aldığımız birkaç on kişi gibi pantolonumu kazağımı ve ayakkabılarımı (ben onları giymiyorum ben etek ve bluz giyiyorum lan diyenlere "aferin sana" derim, kaale almam) giyip öyle gitmeliyim o derse. Neden öyle olmalı peki?

Çünkü diğer birkaç on kişi derse en rahat oldukları şekilde (çıplak) gelmiyorlar. Cinsel organlarını kapatan, çıplaklarını engelleyen birer iç çamaşırı ile de gelmiyorlar. Ondan birazcık daha rahatsız olan, fakat vücutlarının hatlarını biraz daha gizleyen, çıplaklarını engelleyen pijamalarıyla da değil. çok daha rahatsız bir form olan o kot ya da kumaş pantolonları (tamam, kabul ediyorum, etekleri) , kazakları, bluzları, montlarıyla geliyorlar. Altlarına da o ayakkabılardan giymeliler; ve işte bu diğerleri yüzünden ben de onlara eşlik etmeli ve o rahatsız elbiselerden giymeliyim.

Ama ben sabah derse pijamalarım ile girmek istiyorum. Tercihen isteyen herkes de pijamalarıyla gelsin o derse. O rahatsız kot pantolonlara sıkışmasın kimse. Altına da en rahat terlikleri giyelim. Şıpıdık olsunlar hatta, ya da şu kocaman ayıcıklı olanlardan.

Derste esnemek "aaa ne kadar ayıp" olmasın bir de. Ders sıkıcıysa ve uykum geldiyse "aaahahahhaha" diye gerine gerine esnemek isterim ben. (esnedim yazarken)

Hava sıcaksa (örneğin yazın) önden düğmeli çubuklu pijamalar giyenler önlerini de açabilsin hatta.

Deli değilim ben, değilim, değilim...
 
posted by bokumda boncuk var at 3:14 ÖÖ | Permalink | 0 comments
dolmuştan inen yolcunun arkasından konuşma ritüeli
dolmuşçu ve dolmuş klasik bir dolmuşcunun ve dolmuşun sahip olduğu tüm özelliklere haizdir. dolmuş cidden "dolmuş"tur, insanlar yerle temasları dolayısı ile yatay eksende bir çift ayakkabı kadar yer kaplamaktadırlar. dolmuşun camlarına akvaryumdaki bir japon balığı misali dudaklarını yapıştırıp, onları vantuz olarak kullanarak dengede durmaya çalışan insancıklara aldırmadan yeni yolcular = yeni paralar kazanmaya çalışmaktadır dolmuşcu. her yolcunun içinde o an dolmuşcuya karşı bir anti-sempati vardır.

bu esnada bir yolcu inmek istediğini söyler. kalabalıkta duyulmayacağını düşünerek bir de yüksek sesle bunu tekrarlar: "kaptan, müsait bir yerde !". daha sonra aynı yerde inecek olan birisi daha "burada inebilir miyim?" deyince dolmuşcu kesin duymuştur artık diye düşünülür ve inme isteği tekrarlanmaz. fakat dolmuşcu, yolcuların sesini duyamamış ve durmamıştır. bunun üzerine farklı yolcular tarafından "inecek varmış" şeklinde ifade edilir birilerinin inme isteği ve dolmuş durur. inen yolcular "kaptan bağırıyoruz neden durmuyorsun ?" deyince "kaptan", - ki bu sözcük kendisini beyaz üniformada görmesine sebep olmaktadır-, "haklısınız abi" der ve yolcular iner. buraya kadar süper.
peki sonrası?

yolcular iner, kapı kapanır...
ve olaylar gelişir...

şoför: niye önceden söylemiyonuz mına çaktıklarım... töbe töbe. küfrettiriyolar yaa ..(ön koltuktaki yolcuya dönerek) birader sen duydun mu ?
ön koltuk yolcusu: (yerse duydum desin) yok abi alçak sesle söylemişler demek ki. duymadım
şoför: ağızlarında yumurta var sanki hipnoların. bir de konuşuyorlar cakcak. mcık aazlılar
arkadaki yolcular: haklısın kaptan. ineceksen kapıya yanaşacaksın önce. oturdukları yerden konuşuyorlar işte.
daha arkadaki yolcular: zaten pis bir koku geliyordu onlardan. sarhoşlar mıydı neydi. insanlarda hiç ahlak kalmamış ya. öyle dolmuşa binilir mi?
şoför: almaycan bunları dolmuşa da, işte ekmek parası. (öndeki yolcuya dönerek) öyle mi birader?
ön koltuk yolcusu: haklısın abi. ben müsait bir yerde ineyim abi izninle.
şoför: tabi yiğenim.

dolmuş durur. ön koltuk yolcusu iner, ama olaylar gelişir...

şoför: yav bu da ibne midir nedir öyle bir garip bakmalar bir garip konuşmalar... töbe töbe
arka koltuk yolcuları:gözümsün kaptan. ne o öyle uzun saç, sakal. kesin ibnedir bu. almamak lazım bunları dolmuşa ama ekmek parası seninki de.
şoför: haklısın abi.

ve birileri daha biner, birileri daha iner, olaylar gelişir.

siz sanıyor musunuz ki, dolmuştan inerken "haklısın abi" diyen dolmuş şoförü, "haklısın bilader" diyen yolcular siz indikten sonra arkanızdan küfretmiyor?
 
posted by bokumda boncuk var at 2:59 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Cuma, Kasım 18, 2005
yok mu beni yapıştıran?


bir grup deli bunlar. bantlarla kendilerini yüksek yerlere yapıştırıp bundan eğleniyorlar. kendilerine şeye sürülecek kadar akıl verile...




http://www.octanecreative.com/ducttape/walltapings/
 
posted by bokumda boncuk var at 4:54 ÖÖ | Permalink | 1 comments
Çarşamba, Kasım 16, 2005
vampir köylü büyücü zirvesi...
Yeniden vampir köylü büyücü ankara zirvesi fotoğrafları...





















 
posted by bokumda boncuk var at 12:20 ÖS | Permalink | 1 comments
Cumartesi, Kasım 12, 2005
Kal - Culus
bir calculus sınavı daha geçti. Şu sınav sonrası rahatlığı (sınavın nasıl geçtiğinden bağımsız olarak) yaşamayan anlayamaz.
Sonuçlar bugün yarın belli olurmuş. Matematik bölümü sadece 0 ve 1 'lerle çalışıyor herhalde, bilgisayar gibi.

1- o
2- 0
3- 0
4 -0
5- 1
6- 0
7- 0
...
....
.....


Önümüzdeki maçlara bakacağız.
 
posted by bokumda boncuk var at 11:41 ÖÖ | Permalink | 1 comments
Perşembe, Kasım 10, 2005
Uzay mekiğini fırlatırken


göldeki ağaçlar doğanın harap edilmemesi için yalvaran insanlara benzemiyorlar mı?
 
posted by bokumda boncuk var at 5:05 ÖÖ | Permalink | 1 comments
Çiçek yapmaca
Ben ilkokuldayken fennin son icadı diye garip bir plastik nesne satmışlardı bize. Böyle içinde 4 tane yuvarlak çark olan bir plastik tabaka. Çarkların içinde farklı ve düzgün olmayan geometrik şekiller vardı, kalemi koyup o geometrik şeklin etrafını çizdikçe çark bir diş ileri gidip dönerdi, bir dahaki çizimde bir diş daha, bir tane daha, sonunda bir tur atardı ve ortada, kağıtta güzel desenler çıkardı. Şimdi işportada teklileri satılıyor onların. Satan amcalar hem yapıyor, gösteriyor, sonra satıyor.
Neyse, uzatmayayım, anlamadıysanız sizin olmamış demektir o sihirli çarktan.

Bunun internet versiyonunu yapmışlar. Deseni ve rengi seçip çiz diyorsunuz, çiziyor. http://www.zefrank.com/flowers/

kendi çiçeğimi kaydettim orada. şimdilik en üstte.

Artık öyle hızlı yapıyoruz ki herşeyi, korkmaya başladım.
Kendi kendine taşları karıştırıp dizen okey masası da çıktı, okey taşlarının şıkırtısını ve kim dizecek kavgasını özleyebiliriz 10 yıl sonra ya da çocuklarımız hiç bilmeyebilirler bunu.

Sanallaştıkça korkuyorum, korktukça sanallaşıyorum. cidden ben niye blog yerine günlük tutmuyorum?
 
posted by bokumda boncuk var at 4:41 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Çarşamba, Kasım 09, 2005
aşk ve uyanmak
aşktan uyanmak değil, aşk ve uykudan (bildiğin uyku) uyanmak.

aşık olduğum ve bunu söyleyebildiğim ya da söyleme umudumun olduğu günlerde geç yatıp erken kalkıyorum. günü daha çok yaşamak, onu daha fazla düşünmek için.
aşık olduğum halde, aksini iddia ettiğim günlerde ise erkenden yatıp, uyuyabildiğim kadar uyuyorum. Yalanımdan kaçmak için.

kaçılmıyor.
 
posted by bokumda boncuk var at 4:38 ÖS | Permalink | 0 comments
Pazartesi, Kasım 07, 2005
Kirli yaşıyoruz. Temizmiş gibi yapıyoruz.



Kirli yaşıyoruz. Temizmiş gibi yapıyoruz.

Dünya kirleniyor. Birlikte de insanlar. Kabul etmiyoruz fakat ısrarla. "Ben temizim" diyoruz yüzlerimizden akan lekelere inat.

Her gün tanıyıp tanımadığımız insanların haklarını yiyoruz çatır çatır. Sıralarda öne geçiyoruz, rüşvet veriyoruz, yalan söylüyoruz, güçsüzü eziyoruz, güçlüye dayanıyoruz, güçlü de bize dayanıyor haliyle... Aldırmıyoruz, "ben temizim" diyoruz yine.

Utanmıyoruz. Karşı cinsi (kız erkek farketmez) insandan önce dişi - erkek olarak görüyoruz. Cinsel ayrımlar önce geliyor.

Sevgimizi paylaşmaktan korkuyoruz. Kirletmekten değil, kirletilmekten korkuyoruz. "Bana ne" diyoruz. Bencil olmadığımızı iddia ediyoruz.

Tanımadığımız insanların arkasından küfrediyoruz. Sarı ışığın belirmesi ile yeşil ışığın yanması arasındaki anda önümüzde duran araç sürücüsünün annesi hakkında ileri geri konuşuyoruz. Bok yetiştiriyoruz ve boklar elimize yüzümüze bulaşıyor. Temizmiş gibi yapıyoruz.

Delikanlı takılıyoruz. (Delikanlı kızlar var bir de bu aralar, moda) Elimize geçen ilk fırsatta vuruyoruz "arkadaş" dediğimizi arkadan. Elimize bulaşan kanları yıkıyoruz, temizmiş gibi yapıyoruz.

Demokrasi ve barış getireceğiz deyip bombalıyoruz. Ölümler ve acılar götürüyoruz.

Komşumuz açken tıka basa yiyoruz. Sokakta kirli çıplak ayaklarıyla gezen adama "yazık" deyip, temiz kürklerimize sarılıyoruz. Temiziz sanıyoruz.

İkili oynuyoruz, nabza göre şerbet veriyoruz. Çıkarlarımız var, gerçekleştirmek istediğimiz şeyler var. Temiz olmadığını bilsek de "Bundan birşey olmaz" diyerek bulaştığımız pisliklerimiz var.

"Bir ben mi salağım?" ile başlayıp, "Sadece ben değilim ki" bahanesinin arkasına sığınarak yaptığımız kötülüklerin, dolandırıcılığın, çıkarcılığın, attığımız kazıkların haddi hesabı yok.

Ayrıntılara takılıp kalıyoruz fakat. Kendimizi avutuyoruz. Aslında gri ve siyahken beyaz olduğumuzu söylemeye o kadar çok "alışıyoruz" ki, buna kendimiz de inanıyoruz bir süre sonra, kendimizi kandırıyoruz.

Üstümüze yapışıp kalmış bokları görmüyoruz. Karşımızdakinin üzerindeki tozlardan iğreniyoruz.

Dünya kirlendi, biz kirlendik. Ne kadar temizmiş gibi yapsak da lekeler var üzerimizde, pis kokular geliyor her birimizden. Çamaşır suyu bile çıkartmıyor lekeleri, en pahalı parfüm durduramıyor kokuyu...

"Ben temizim" diyemiyorum. Var mı yapabilen?
 
posted by bokumda boncuk var at 1:24 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Pazar, Kasım 06, 2005
Ahhh belinda...

Genç, eğitimli kadınların "Ah Belinda!" kâbusu:
Yaşamak için kaçanlar

Her eğitimli, genç kadının kalbinde bir 'Ah Belinda' kâbusu yaşar... Hırçınsak bu yüzden. Yalan söylemeyi iyi biliyorsak, budur sebebi...


Film, tiyatro oyuncusu Müjde Ar'ın bir prova sırasındaki görüntüleriyle başlar. Tiyatro yapan, arkadaşlarıyla içen, gülen, sevgilisiyle sevişen bir kadındır Müjde Ar. Sonra, mecbur kalır "Belinda" adlı bir şampuanın reklam filminde oynar. Senaryo gereği, orta sınıftan, iki çocuklu bir annedir. Ortalama hıyarlıkta bir kocası vardır. Fakat çekim sırasında bir acayiplik olur. Belinda şampuanıyla saçını yıkarken gözünü kapar, gözünü açtığında gerçekten de o hayatın içindedir artık. Çocukların tıka basa makarna ve korkutucu bir Allah bilgisiyle doldurulduğu, kaynanaların kifayetsiz muhterisler olarak oturma odası imparatoriçeliğine oynadığı, bankada çalışılıp akşama da kocanın nikâhla meşrulaşmış tecavüzlerine maruz kalınan, hep diz altı etek giyilen ve eğlenmek için kadınların durmadan hizmet ettiği pikniklere gidilen bir hayat. Olaylar gelişir.

Ebeveynin yalan dünyası
Her kafası çalışan, sağlıklı kız çocuğu en geç 13 yaşında nefes almak için yalan söylemek zorunda olduğunu anlar. "Arkadaşlarla ders çalıştık" yalanıyla ilk aşk yaşanır, "Dershanedeydik" yalanıyla ilk öpüşme.
Kendindeki insan hamurunu yok etmeye ikna olmayan kız çocukları yalan konusunda uzmanlaşmak zorundadır. Üniversiteye gelindiğinde, güç bela başka bir şehre kapak atıldığında karmaşık ve geliştirilmiş yalan kompozisyonu bozulmaz. Bu gizli ve ikiyüzlü bir anlaşmadır; aslında yalanlar böyle pürüzsüz bir kız çocuğu olduğuna inanmak isteyen büyükler tarafından söyletilir. Okullar bitip de "ekonomik özgürlük" kazanılınca en başından beri sürdürülen "yalan kimlik" bir anda bozulamayacak kadar "yapılandırılmıştır" artık. Gerçek, bundan böyle yalanla değil mesafelerle korunmaktadır orta sınıfın pisliğinden.
Yalanların söylendiğini değil, söylettirildiğini anlayacak kadar kitap okunmuştur.
Hesabı hayattan sorulacak hiçbir şeyin hesabı sorulamaz. O yalanların kız çocuğunun ruhunda bıraktığı geçmez yaraların da üzeri, yeterince büyüdüğünde kendine ait bir hayatın olduğu (!) tesellisiyle örtülür.

Belinda evine geri dönüş
Bir gün bu yalanların biteceği fikriyle geçer zaman. Bir daha o boğucu yalan evlerine geri dönmekten uzak durarak.
Sonra işsiz kalınır mesela ya da bir adam sevilir veya terk edilir, beş parasız.
Belinda evleri seni yeniden ikiyüzlü kucağına davet eder. Yeniden kapana kısılmaya, yeniden makarna ve korkunç bir Allah bilgisiyle doldurulmuş evlere.
Her eğitimli, genç kadının kalbinde bir "Ah Belinda" kâbusu yaşar. Bütün hayat bu kâbusa kıstırılmamak için harcanır. Her gün o evlerin hayatı üzerini örtecek, nefes alamayacaksın korkusuyla daha çok çalışılır. Erkekler belki daha çok para kazanmak, daha başarılı olmak için çalışır. Ama kızlar, lisede derslerine de iş yerindeki ödevlerine de bunu için daha çok çalışır; ele geçirilmemek için! Hırçınsak bu yüzden. Yalan söylemeyi iyi biliyorsak, budur sebebi. Yaşamaya çalıştık. Biz aslında başlangıçta, canlı, kocaman gözlü, korkusuz kız çocuklarıydık.
Bir daha o oturma odalarının kasavetinde öldürülmemek, sindirilmemek, ikiyüzlü kadınlara dönüşmemek için hep uzağa, daha uzağa gittik, düştük. Biz hep o evlerden uzak durmalıydık. Duracağız da. Çünkü, biz yaşamalıyız. Yalnızsa yalnız; o da olur.

ecetem@hotmail.com

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2004/09/20/yazar/temelkuran.html
 
posted by bokumda boncuk var at 1:22 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Cumartesi, Kasım 05, 2005
vampir köylü büyücü oyunu kurallar

olay şudur,
bir köyde köylülerin kılığına girmiş bir (ya da 2, bilemedin 3) vampir peydah olmuştur ve her gece köylülerden birini öldürmektedir. Ayrıca kendini gizleyen bir büyücü de her gece bir tahmin yaparak vampiri yakalamakla görevlidir.
Köylüler de gündüzleri toplaşarak birbirlerine bok atma yöntemiyle birinin vampir olduğuna diğerlerini ikna etmeye çalışır ve oylamayla vampir olduğu düşünülen kişinin yakılmasına karar verirler. Bu yüzden ikna kabiliyeti önemlidir.
Köylüler vampir dışında birini yakarlarsa köylü ölür.
Vampir(ler) ölünce köylüler kazanır, oyun biter.
Büyücü vampir(ler)i yakaladığında ise ona (sadece ona) doğru bildiği söylenir. Büyücü oyunun bundan sonraki günlerinde diğerlerini büyücü olduğuna ikna ederek vampir olduğunu bildiği oyuncuları yaktırmaya çalışabilir ya da gizli kalabilir. Bunun dışında büyücü olduğunı iddia eden köylüler ve vampirler de çıkıp diğerlerini yanıltabilir.

Oyunun başında hakem (oyuna gözlemci olarak katılır) herkesten gözlerini kapatmalarını ister. Oyuncular gözlerini kapatıp kafalarını önlerine eğerler. Oyunun bu aşamasında dürüst olmak, gözleri kapıyor gibi yapıp "dur lan aralıyım bakıyım noluyo" dememek gerekir. Hakem, bir oyuncuya dokunarak gözlerini açmasını sağlar. Bu oyuncuya görevini ses çıkarmadan belirtir. (ağzını oynatarak vampir demek ya da eliyle v yapmak gibi), daha sonra bu oyuncunun gözlerini kapatmadan başka vampirler varsa onlara da görevlerini söyler. Vampirler birbirlerini tanırlar. (ama oyun sırasında birbirlerini korurken ölçülü olmaları dikkat çekmemeleri açısından tavsiye edilir) . Vampirler seçildikten sonra, hakem vampirlerin gözlerini kapatmalarını söyler. Vampirler gözlerini kapatırlar. Hakem birine daha dokunur ve onu büyücü seçer. Sonra ondan da gözünü kapatmasını ister.

Hakem "sabah oldu" der, herkes uyanır ve bok atma seansı başlar. Herkes birbirinin vampir olduğunu iddia ederek ve kendince kanıtlara dayandırarak (örneğin, "x hiç konuşmuyor demek ki vampir" , "ortada hiçbir şey yokken önce y konuşmaya başladı, kesin vampir, yakalım","z vampir olmasa böyle yapmazdı, garanti vampir" benzeri cümlelerle) diğerlerini ikna edip ortak olarak oylama ile karar alınan kişinin yakılmasına karar verilir. sözlük yazarları arasında bu bahanelere "x kişisi sözlük yarasası , kesin vampir lan bu" da eklenebilir. Yaratıcılık zorlanabilir.

Gece olur, herkes gözlerini kapatır. Hakem vampirlerden gözlerini açmalarını ister. Vampirler gözlerini açarlar ve gösterdikleri birer kişiyi öldürürler. Kimin öldüğü gece söylenmez. Sonra vampirler gözlerini kapatır, büyücü açar. Büyücü de birini göstererek hakeme o kişinin vampir olup olmadığını sorar. Soru, hakem tarafından ses çıkarmadan cevaplanır.
Sabah olur tekrar. Hakem "gözleri açın" der. Herkes gözlerini açar. Önce hakem açıklamasını yapar, dün köylüler tarafından öldürülen vampir değilse, "dün gece masum bir köylüyü öldürdünüz" der. ölen köylü oyunun sonuna kadar susmalıdır. Hakem dün gece vampirlerin öldürdükleri kişilerin isimlerini de söyler. Tekrar bok atma aşaması başlar. Başka bir kurban seçilerek yakılmak istenir. Bu esnada büyücü ya da başka köylüler ya da vampir, kendisinin büyücü olduğunu, vampirin x kişisi olduğunu söyleyebilir. Sınır yoktur.

Tekrar gece olur, vampirler uyandırılır öncekiler tekrarlanır.
Oyun vampirler yerine köylüler teker teker yakılıp bittiğinde sona erer.

Zor gibi dursa da gayet basit bir oyundur.

Bu kuralları da benden izinsiz alıp kopyalayıp "ben yazdım bunları" diyenler şöyledir, böyledir.
 
posted by bokumda boncuk var at 1:33 ÖS | Permalink | 3 comments
intikam almış!
Erkek arkadaşının penisini zamklayarak intikam alan kadın suçlu bulundu

Kaynak: milliyet.com.tr
13:3504 Kasım 2005 / Cuma



ABD’nin Pennsylvania Eyaleti’nde, intikam almak için, eski erkek arkadaşının penisini süper yapıştırıcıyla karnına zamklayan bir kadın suçlu bulundu.
Wetsmoreland bölgesinde yaşanan olayda, Gail O’Toole adlı kadın, eski erkek arkadaşı Ken Slaby’yi evine davet etti. Ken Slaby’nin bir başka kadınla arkadaşlığına çok sinirlenen Gail O’Toole, eski sevgilisi uyurken, penisini karnına, testislerini de bacaklarına zamkladı.
O’Toole, acı içinde uyandığında Slaby’yi evinden attı. Slaby, o durumda, 1,5 km kadar yürüyerek polisten yardım istemek zorunda kaldı. Slaby’yi ilk gören polis memuru, ‘23 yıllık meslek hayatımda böyle bir şeye rastlamadım’ dedi. Slaby, uzun süre dermatolojik tedavi görmek zorunda kaldı. Mahkeme, Gail O’Toole’u suçlu bulurken ne tür ceza verileceği konusunda henüz karar alınmadı.


Ceza olarak penisini yapıştırıcıyla karnına zamklamak ? Çok yaratıcı...
Yıllar önce Sharon kardeşimiz kesip kökten çözüm sağlamıştı da "vay be ablaya bak, ne intikam aldı" demiştik. Sharon merın yalanmış, olay yapıştırmakmış...
Siz siz olun bunu denemeyin fakat. Belli mi olur, uygunsuz bir durumda yapışıp kalır, sonra etrafa zarar. Nasıl açıklarsın ele güne yapıştırıcı o aslında diye... Ne gerek var?
 
posted by bokumda boncuk var at 3:06 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Cuma, Kasım 04, 2005
ÖCÜ nedir?

ÖCÜ ASLINDA NEDİR?

ÖCÜ, çok eski bir kadın örgütünün kısaltmasıdır.

Roma İmparatorluğu döneminde çocuğuna söz dinletemeyen kadınlar gizli bir örgüt kurdular. Yufka yüreklilikten çocuğuna ceza veremeyen anneler, çocuğu bu örgüte teslim ederdi. Örgütün adı Romulus'tu.

Birkaç "caydırıcı ceza"dan sonra anneler çocuklarını "Seni Romulus''a veririm ha!!" diyerek korkutmaya başladılar. İşe yarayınca örgüt tüm dünyaya yayıldı ve kurulduğu her yerde farklı bir isimle anılır oldu. Mesela Arabistan'daki örgütün kod adı Gulyabani, Afrika'daki Dunganga, Amerika'daki ise Kocaayak'tır. Türk anneleri ise kod yerine kısaltma kullanmıştır: ÖCÜ, yani Özel Cezalandırma Ünitesi. Adından da anlaşılabileceği gibi ÖCÜ, daha büyük ve gizli bir anneler örgütünün sadece bir ünitesidir (Örgütün ismi bilinmiyor).

15. yüzyıl sonlarında cezalandırma ünitesi kaldırılmıştır, ancak ÖCÜ, bir kelime olarak günümüze kadar gelmiştir. Bahsi geçen, ismi bilinmeyen, gizli anneler örgütü ise halen faaliyetini sürdürmektedir. Hamileliğin altıncı ayındaki tüm kadınlar bu çok gizli, katı kurallara sahip örgüte kabul edilmektedir. Annenize sorarsanız bu olayı tabii ki yalanlayacaktır.

11.06.04
Ulaş Akyol




 
posted by bokumda boncuk var at 1:15 ÖÖ | Permalink | 1 comments
bayram gezilerinde sözün bittiği yerde...
bayram demek ziyaret demek, aylardır görmediklerini görmek gezmek demek. Aylardır görmediğin insanı hatırlamak, hal hatır sormak demek.

Hazırlanıp evden çıkılır. Otobüse, arabaya ya da ayaklara yüklenilir, yollara düşülür. Önce en büyüklerden başlanır ziyaretlere, çikolatalar yenir, dereden tepeden havadan sudan sohbet edilir. Sonra büyüklerden biri "hadi X hanımlara/beylere gidelim hep beraber" der, "kaç zamandır görüşmedik onlarla da." "Tabi tabi" sesleriyle onaylanır, gidilir.

X hanımlara/beylere gidilir, oturulur, ama rahatsızdır onların koltukları ya da rahattır da bana batmaktadır, zira samimiyet sınırlıdır onlarla. Oturanlar başlarlar konuşmaya, "nasılsınız efendim?" sorusuyla, "Siz nasılsınız?" ile devam eder, pas karşıya atılır, "neler yapıyorsunuz daha?" der birisi, "nasıl gidiyor sizin işler?" der öteki, "sizin iş neydi?" diye aslında cevabı bilinen bir soru sorulur ardından, sonra "y kişisi nasıl efendim?" gelir, sonra "daha daha neler yapıyorsunuz?" ile devam eder...
Aynı eksende dönmektedir konuşmalar. Siz de "neler yaptıklarından başka konuşacak birşeyleri yokmuş bunların da" tespitini yapmış, bilmiş bilmiş oturuyorsunuzdur. Birisi sizi gözüne kestirir. Zaten rahatsızca oturduğunuz koltuğun süngerleri daha da sertleşir, daha rahatsız olur o an.

sonra...

- sen nasılsın evladım?
- teşekkür ederim iyiyim. siz nasılsınız?
- sağol yavrum ben de iyiyim. neler yapıyorsun anlat?
- n'olsun işte. bildiğiniz gibi. devam ediyorum öyle (ne biliyorlarsa artık)
- okul falan iyi değil mi?
- idare ediyoruz sağolun.
- kaçıncı sınıf oldun sen bu sene? (bu soru yıl içinde 3-5 defa daha sorulmuştur ama)
- 1 oldum.
- geçen yıl hazırlık okudun yani? (bu soru geçen yıldan beri 8-10 kere sorulmuştur)
- yok önceki sene hazırlık okudum, sonra ortalama ....
- anladım evladım. nasıl gidiyor peki?
- iyi gidiyo. sizin nasıl gidiyor?
- benim de iyi. okulda falan var mı bir yaramazlık?
- Yok herşey yolunda. (yaramazlık olsa gelip yapanların kulaklarını mı çekicen?)
- iyi iyi.
- senin bölüm neydi?
- jeoloji mühendisliği
- aa ne güzel ne güzel. bizim z beyin oğlu vardı o da o bölümü bitirdi. işsiz şimdi.
- aaa ne kötü ne kötü. tüh tüh.
- sen okulu bitir iş bulamazsan bizim köyde deprem olacak mı onu araştırırsın.
- tamam, ihihih. (o calculus kitabını kafana vurursam görürsün depremi) deprem dışında alanları da var jeoloji mühendislerinin. maden arayabiliyoruz örneğin.
- oh oh oh. bizim evin altında hazine varmış eskiden kalma. onu araştırırsın artık okul bir an önce bitsin de.
- tamam okul bitsin de. (ben senin özel işlerin için bitiriyom okulu zaten. çay kahve yapmayı da öğreniyim de boş zamanlarda da hizmet ederim artık sana)
- neyse evladım...
- (ohhhh. hiç bitmeyecek sandım)
 
posted by bokumda boncuk var at 12:50 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Perşembe, Kasım 03, 2005
Görmediklerimiz
Acaba kaç yüz yıldır aslında olmayan şeyler gerçekmiş gibi gösteriliyor bize? Posted by Picasa
 
posted by bokumda boncuk var at 4:30 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Çarşamba, Kasım 02, 2005
kalıp bayram mesajı istemiyorum!
yarın sabah bayram...
babaları ya da kendileri bayram namazına gidenler erkenden uyanacak, evdekiler de onların seslerine açacaklar gözlerini. Sonra da "bugün bayram. geleneksel olarak herkese o süper bayram mesajlarımdan göndermeliyim" diyerek telefonlarından çoklu gönderme özelliğini kullanarak seçtiği 7o (ya da n, ne eşittir sonsuz için) kişiye aşağıdaki ...

"Benim ömrümde ırmaklar vardır sularında hayallerimi yüzdürdüğüm, benim ömrümde sevdiklerim vardır bayramlar ayrı geçince üzüldüğüm. Bayramınız mübarek olsun!"
ya da
"Her ilkbaharda gelinciklerin en güzel başlangıçları müjdelemesi gibi, bu bayramın da sana ve ailene mutluluk ve neşe getirmesini diliyorum... İyi bayramlar!"
ya da
"Gecenin güzel yüzü yüreğine dokunsun, kabuslar senden uzakta melekler başucunda olsun,güneş öyle bir geceye doğsun ki, duaların kabul ve Ramazan Bayramın mübarek olsun!"
ya da
"Bir Ramazan Bayramı daha geldi. Bu bayramın öncelikle milletimize, İslam alemine ve de insanlığa hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan diliyoruz. Kardeşliğin doğduğu, sevgilerin birleştiği, belki durgun, belki yorgun, yine de mutlu, yine de umutlu, yine de sevgi dolu nice bayramlara..."
ya da
"
Ramazan Bayramınız kutlu, Yüreğiniz umutlu, Umutlarınız atlı, Sevdanız kanatlı, Mutluluğunuz katlı, Sofranız tatlı, Mekânınız tahtlı, Ömrünüz bahtlı, Yuvanız bereketli olsun..."
ya da
"
Bugün Bayram! Mübarek Ramazan Bayramı Tüm insanlar birbirlerine daha çok yakınlaşsın, dargınlıklar ortadan kalksın, kardeşlik ve dostluk duyguları daha da kuvvetlensin. Tüm insanlar neşe ve mutluluk denizinde yüzsün. Bugün sevinç günü, kederleri bir yana bırakıp mutlu olalım. Ramazan Bayramı’nı doya doya yaşayalım. Hayırlı bayramlar."

ya da, ya da, ya da ...

... aynı formatta yazılmış, bir kaç on tane kalıp hazır mesajdan birilerini seçerek gönderecekler.

İçine zerre emek, zerre duygu katmadan sadece "gönder"e basarak (göndere bayrak çekmek diye birşey vardı di mi?) ve sonra "evet buna da gönderelim", "evet buna da cevap verelim" diyerek senin ve belki benim de cep telefon numaranın/numaramın olduğu uzunca bir kişiler listesinin mesaj kutularında yer alacak o kalıp mesajlar. Niyeyse?

"Bayramda seni unutmadım, ama yanına gelecek ya da arayıp 'nasılsın?' diyecek kadar vaktim yok" diyenler içinse tavsiyem, iyi bayramlar bokumdaboncukbuldum yazıp göndere basmalarıdır. Kendilerine en içten cevap verilecektir.


Kalıp mesaj gönderme konusunda ısrarlı olanlara
"Çiçekler, böcekler, kelebekler, sevgi pıtırcıkları, ot, bok, çatlak, patlak, yusyuvarlak... sana da iyi bayramlar" tarzında bir mesajla yanıt verilebilir ya da direkt olarak silinip cevaplanamayabilir mesajları. Kusura bakın arkadaşlar...




 
posted by bokumda boncuk var at 11:42 ÖS | Permalink | 0 comments
hani 3 tarafı sularla çevriliydi?
Yıllarca yurdumuzun üç tarafı sularla çevrilidir sanrısı kulaklarımıza çivilendi. İnandık. Şöyle de bir gerçek var fakat, yurdumuzun musluklarından gelen su lezzetsizliği nedeniyle içilebilir değil. Yurdumuzun kantinine inip de "kantinci amca bir su alacaktım " talebine içinde YTL geçen bir cümle kurarak yanıt veriyor kantinci amca. Hani üç tarafı sularla çevriliydi? O vakit niye para veriyorum iki bardak su içmeye?
Kandırmayın bizi . yeter.
 
posted by bokumda boncuk var at 3:17 ÖÖ | Permalink | 0 comments
eXTReMe Tracker