Cuma, Aralık 09, 2005
bitse de gitsek!
22 yıl kadar önce başladım.
Ben istemedim aslında. başlamam sağlandı biyolojik ve anatomik bir dizi olay sonunda.
"niye ben de başkası değil?" sorusunu sormak gerekiyordu, cevabı yoktu ama, bir çok sorunun da sahip olmadığı gibi.
Sorular bitmedi, sorunlar başladı, Sorulara karıştılar, soruları sonra geri dönmek üzere geçip zaman kaybetmeden sorunlara dönmek de pek işe yaramadı. Oysa dersanelerde test tekniğini böyle öğretmişlerdi, kısa zamanda başarı için bilmediklerinin üzerinde fazla durmadan geçmek gerekiyordu. Gerekmiyormuş. Sormak ve sorgulamak şartmış, hayat öğretti.
Yarış atıydık ya hepimiz, sınavlarımız iyi geçmeliydi ya, herkesin oğlu sınıf birincisiydi bir de, anne-babamızınki neden olmasındı? "Senin onlardan ne eksiğin var" ile başlayan cümleler vardı hayatımıza müdahale eden, "sokakta oynama, eve gel ders çalış" diyordu bir dış ses. Üniversiteye kadar öyle çok duyduk ki bunları, o kadar alıştık ki yarışmaya, artık yarışmadığımızı bilsek veya kabul etmek istemesek bile yarışıyorduk. "İç ses"leşti o "ders çalışşş", yankılandı, körvün üzerinde alıp kalmak zorunda olanlardan olmamalıydık.
Kendimizi nasıl "pazarlayacağımız" öğretiliyor üniversite denilen yerde, "bilerek ve isteyerek, mecburen" öğreniyoruz.
Diplomayı elimize alınca bir bok sanıyoruz. (Belki de bir boktur, bilmiyorum) Si-Vi yazıp gidiyoruz, patronları geziyoruz bir bir. Evlenip çoluk çocuğa karışıyoruz, bir sürü soru ve sorun artarak devam ediyor bu arada. Yaşlanıyoruz, elimizde bir şeyler varsa, bir vasiyet bırakıyoruz arkamızda, büyük çocuğa yazlığı, küçüğüne arsayı, ortancaya da banka hesaplarını, geri kalanlarını da hanıma diyoruz ve çekip gidiyoruz arkamıza bakmadan. Yanımıza tek bir çöp bile almıyoruz, ya gidip gübre oluyoruz bir çiçeğe, ya da başka bir şey, "son" yazısını görmeden önce filmin nasıl biteceğini bilmiyoruz.

Merak ediyoruz hayat boyunca. (ve ne gelirse başa, meraktan geliyor) Oysa ki, dünya öküzün boynuzunda gül gibi dururken galileo galilei diye bir meraklı bir sürü gözlem falan yapıp onun küreye benzediğini söylemiş, haketmiş asılmayı, sonra da çıkıp yok canım ben öyle mi dedim deyip kıvırmış uyanık.

Soralım bakalım şimdi neden burada olduğumuzu, neden bunları yaptığımızı, yazdığımızı... Sonra da ben öyle demek istemedim deyip kaçarız, biri ceza verirse bize.

Tüketiyoruz. Çok hızlı tüketiyoruz herşeyi. Üretmeden sürekli olarak tüketiyoruz. Her gün 3 yeni popçu çıkıyor, her gün plastik bardaklarımızı çöpe, egsoz gazlarımızı havaya bırakıyoruz, tamir etmek, eski kullanılabilir olanı kullanmak yerine, yenilemek daha ucuz ve daha pratik geliyor herşeyi. En kötüsü arkadaşları, arkadaşlığı tüketiyoruz, sevgiyi, sevgilileri tüketiyoruz. "Aşkım" dediğimizin arkasından 3 gün geçmeden başka birine aynı sözcükle hitap ediyoruz, 3-5 gün sonra "sen değilsin artık aşkım" deyip sıradakine geçiyoruz. Sevgimizi tüketiyoruz. Tükenen aslında biziz, tükenen aslında hayat.
Herşeyden çok çabuk sıkılıyoruz. "Bitse de gitsek" diyoruz herşey için, çünkü çokca yapılacak şey var ve herşeyin tadına bakmalıyız, sistemin çocukları olarak. Hızlıyız, durduğumuz yerde duramıyoruz. Bütün bir günü "okumaya" ya da "düşünmeye" ya da "bir arkadaşla dertleşmeye" ayıramayacak kadar "dolu" yaşıyoruz, fakat aslında "boş"uz. Yaptıklarımızın çoğu altı doldurulmayan, yapmak için yapılanlar.

Neden devam ediyoruz ki sorusunun tam da bir cevabı yok aslında. Amaçsızız. "Yine sabah olmuş be, bugün de yaşayalım bakalım, yarın ne olacak acaba" merakıyla devam ediyoruz bir kısmımız nefes alış-verişlere.
Hayatı sevmek ve ona devam etmek için binlerce sebep olabilir, ama devam etmemek için de öyle.

Herşeyi tükettiğimiz gibi, sorulardan sorunlardan rahatsız olsak da cevap aramaktan korktuğumuz ya da bıktığımız gibi, arkadaşlarımızın birer rakip gibi hissettirilip uzaklaştırılmaya, öteleştirilmeye çalışılması gibi, doğrularımızdan kaçmaya çalışıp herkes gibi olmaya, başkalarının herkes gibi olmayan doğrularına ise asla güvenmediğimiz gibi, herşeyin yozlaştığı gibi, her şeyden çarçabuk bıktığımız gibi, hayatı da tüketiyoruz hızla...

Şu boktan hayat artık bitse de gitsek...
 
posted by bokumda boncuk var at 3:58 ÖÖ | Permalink |


1 Comments:


  • At 11:31 ÖS, Blogger Sergen

    Hayat boktan belki...

    Hazırmısın peki bitirmeye hayatı,
    ödevini yaptın mı?

     
eXTReMe Tracker