Perşembe, Aralık 15, 2005
Toplan! Gidiyoruz! Ece Temelkuran
Toplan! Gidiyoruz!

İnsanın kaçma ve saklanma hakkı vardır. Adı "Papatya-kıran" olan bombalar yapmayı akıl edecek hale gelmişse insanlık, zaman zaman kaçmak gerekir

Çantayı topla. Az şey al, çok az. Hafif olmalıyız. Çünkü şu küçük motosikletlerden birine bineceğiz. Sakın yanına not defteri almayı unutma; yollarda aklımıza gelen tuhaf fikirleri oraya not edeceğiz. Yarın sabah seni kapının önünden alacağım, sakın geç kalma. Bu baharın geleceği yok, biz ona gideceğiz!
Güneye doğru gidiyoruz şimdi, sıkı tut belimi. Baksana, yolda bir kahvaltı edelim mi? Ağaçlı bir yerde duralım, kavaklar olsun, kavakların bitmeyen sesleri. Bir sedir olsun kavakların altında, tahta bir masa. Bir sevimli yaşlı kadın domates getirsin, yeşil biber, beyaz ekmek, sıcak... Komik komik konuşsun kadın, biz üşüyelim bir yandan, bir yandan gülelim, ellerimiz dizlerimizin arasında. Çayın buharı burnumuzu gıdıklasın, avcumuzun içiyle silelim nemi, sonra buna da gülelim. Yerli yersiz gülerek ve çok yiyerek şişelim. Farkında olmadan sedire devrilelim. Öyle bir yarım saat kestirelim. Uyurken konuşurum ben saçma sapan:
"Kitlesel domatesler ve yuvarlanan mandalinler!"
Gülünç uykularım var benim. Senin?

Yarın olmaz, şimdi!
Neyse işte bu uyku temizler ikimizi de şehirden, bildiklerimizden ve karanlık fikirlerimizden. Herkes biraz çocuk olur ilk uyandığında ve bu yollar tam çocuklara göre... Sonra yüksek sesle konuşmaya başlayınca kavaklar, uyanıp yeniden dizilelim yola. Şu komik şarkılardan söyleyelim manyak gibi bağıra bağıra:
"Çilli-i çilli! Yarın olmaz şimdi! / Şimdi-i şimdi!"
Sözlerini unuttukça şarkı değiştirelim:
"... kovaladıkça kaçan ateş böceğim misin?"
Rüzgarı ağzımıza doldurmaca, saçı yele bırakmaca, "Şu anda aklından ne geçiyor?" oynamaca... Öyle bir zaman yol alalım. Bak, tam burada durup ağaçlara sarılalım biraz. Gövdenin uğultusunu dinleyelim. Yolda her şey ses verir, biz de bu seslere kulak verelim. Yükseklere varınca, cılız kar birikintilerinin üzerinde birer yudum cep kanyağı içelim. Biraz koşalım manasızca, boğazımız oksijenden yansın. "Oh be! Ne temiz hava!" diyelim, bir sigara yakalım hemen, kendimize gülelim.

Ayaklar altında sürünüyorum!
Karnımız yine acıksın, tombiş köfteler yapan bir kamyoncu lokantası bulalım. Kamyoncular bize baksın, biraz çekinelim. Sonra nasılsa bir muhabbet başlasın, yoldan bahsedelim. Biri bizi çok sevsin, öylesine sevsin, "tertemiz hisleriyle". O bize bir tane eski Gülden Karaböcek kaseti versin. Yine yollara düşelim. "Ayaklar altında sürünüyorum" şarkısının başını hatırlayamayalım, çok uzakta bir şeylere, adını bile unuttuğumuz şeylere üzülelim. Güneş batsın bu yüzden. Yüzümüz kavuniçi olunca ne güzel olduğumuzu düşünelim, iyi ki yola çıktığımızı düşünelim, kendimizi küçük ve şahane bir filmin kahramanları gibi hissedelim.
Sonra duralım artık. Yorulduk. Bir yol otelinde konaklayalım. Tuhaf, naylon terlikleri olur oraların. Lüks otellere özenen küçük sabunları, gri havluları ve gelene işkence olsun diye uçları yatak kenarlarına iyice sıkıştırılmış eski battaniyeleri. Lobide birileri hep haberleri seyreder, sigara dumanı olur her yer. Bilinmez iki serseri olarak biz de biraz haberlere bakalım, şekeri iyilik olsun diye çok konulmuş Türk kahvesi içelim. Tuhaf baksınlar bize lobide, odanın kapısını iki kere kilitleyelim.

Ben artık parkta yatıyorum!
Sabah olunca, otel sabunlarından keçe gibi olmuş saçlarımızla yola düşelim. Yüzümüzü gözümüzü umursamayalım ama yol çok uzadı, artık bir yere varalım.
İşlemeli yatak örtüleri olan bir yer olsun burası, dalganın sesi duyulsun odadan. Vakitlerden de, dur bakayım... İkindi olsun! Limonlu çaylar versinler bize, balkon demirlerine ayaklarımızı uzatıp soğuta soğuta içelim. Sonra hop diye gece olsun. Ben daha adamakıllı görmedim bir yıldız kayışını, bu gece bir yıldız kayana kadar oturalım iskelede. Bir gemici feneri alalım yanımıza. Ayaklarımızı suya uzatalım. Kamyoncudan aldığımız Gülden Karaböcek kasetini küçük bir teypte döndüre döndüre çalalım. Rakı içelim, gülüşelim. Tanju Okan’ın bir şarkısı vardı hani. Nasıldı o? Hani "Ben artık parkta yatıyorum!" diyordu. Başını hatırlasana onun! Onu söylemeden uyumayalım.
Biz biraz burada duralım. Tamam mı? Duralım. n

ecetem@hotmail.com


Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2003/04/06/yazar/temelkuran.html
 
posted by bokumda boncuk var at 4:30 ÖÖ | Permalink |


0 Comments:


eXTReMe Tracker