Cumartesi, Şubat 25, 2006
zor...

22 yıldır dedem o... az değil ki... Dede...

Bir sabah annem aradı ve konuşurken hızla geçiştirdi hal hatır faslını. Söylemeden önce farkettim o haberin geleceğini. “Deden öldü” dedi. Donuk bir sesle “güzel” dedim, aslında durumdan hiç de hoşnut olmadığım ve istemediğim halde. “Geliyorum hemen.”

Gittim.

Onlarca insan, tanıdıklar, akrabalar, komşular, dıdılar, bıdılar... ağlama krizinde bir anneanne, yanına yaklaşmaktan korkulan, beni görünce daha da ağlayacağını düşündüğüm bir anneanne.

Bir cenaze evinde ilk kez kendini ev sahibi hissetmenin ve bu kez “başın sağolsun”u söyleyen olmamanın, sadece duyabilmenin ve “sağol” diyebilmenin, fakat bu “sağol”larla ya da “başın sağolsun”larla gidenin gelmeyeceğini idrak etmenin ağırlığı bir yandan, evin her köşesinde dedeyle geçen bir anıyı hatırlayıp, bolca “keşke...” tüketmenin pişmanlığı öte yandan...

Evde zar zor oturacak bir yer bulma telaşı ve sonra oturmanın mümkün olmadığını anlayarak ayakta dakikalar geçirmek... Yorulmak ama ayakta durmak, dizleri titremek ama dayanmak, ağlamak üzere olmak ama ağlayamamak, bir sigaraya uzanıp yakmak istemek, ama yapamamak...

Bir kaç cümleleriyle, bir kaç hareketleriyle zorunluluktan ya da başka bir amaçla orada oldukları anlaşılan insanlar. Aralarında; işçi çıkartıp, yerine daha az maaşla daha iyi performansı olan işçiyi almayı konuşan iş adamları; son yılların hükümetlerinin hatalarını sorgulayanlar, yemek tarifi alıp verenler, dedikodu yapanlar, kendini tatmin için konuşanlar, iki lokma yemeğin, iki kuruş paranın peşindekiler, üzülürmüş gibi yapanlar, ortam insanları, yalakalar...

Aylar sonra ilk kez görülen akrabalar, hayatta ilk kez görülen akrabalar, bir yandan sevinmek, sahte de olsa gülümsemek, ama bir yandan karşı koyulamayacağı bilinen üzücü gerçek... boynuna sarılabileceğim bir dede yok ... Yok! O yatak boş! İstiyordum o yatağın boş olmasını aslında, ama bu şekilde değil. Bakıcısı artık işsiz kalsın istiyordum ama böyle değil... Kalkıp “ben iyiyim, ceketimi getirsin” desindi mesela bir sabah. Olmadı...

Dedem ölümünden aylar öncesinden başlayıp, 3 gün öncesine kadar bizim evimizdeydi. Üzerinden kalkamadığı o yatağı benim için o kadar çok şey anlatıyor ki aslında... Bugün insanların üzerine gerine gerine oturdukları, gazete serip okudukları, yemek yedikleri yatak benim için o kadar çok şey ki aslında... Biri o yastığa kafasını koyduğunda dedemin canı yanacak diye o kadar çok korkuyorum ki... Söyleyemiyorum, ve maalesef o kadar kabul ediyorum ki artık, yatağın yanındaki koltukta uyuyakalmışken beni kaldırıp “buraya biz oturacağız sen oraya yat” diyenlere bir iki “gerek yok, uyumayacağım” deyip sonra o yatağa yatmam ve bir an bile uyumadan sadece gözlerimi kapayıp yatağın sesini dinlemem...

Hatırlıyorum da, birkaç yıl öncesine kadar “sabah jimnastiği” yapardık beraber. Evin içinde koşturur, kollarımızı, ayaklarımızı sallardık... Takla atmayı, amuda kalkmayı da öğretmişti bana. Yaşlıydı ama gencecikti aslında... Yataktan kalkmayan adam o olamazdı ki kalkacaktı bir gün...

Cenaze...

Son bir kez görmek isteyenler, koşuşturmalar, ağlayanlar, o taşın üzerinden alınması, arabaya yüklenip mezarlığa gidilmesi ve üzerine toprakların atılması... ya toprakta böcekler varsa? Ya dedeme zarar verirlerse?

Yaşarken bilmek ve göstermek gerekiyor sevgiyi... Boynuna sarılıp “seni seviyorum dede” demek gerekiyor...

Göze gelen bir damla yaşın, içine geri akması...

Eve dönmek ve onun artık o toprağın altında olduğunu farketmek bir kez daha... toprağa karışacağını farketmek... dede’nin artık yanında olmadığını farketmek...

her sahte davranışa, her kişisel kaygıya, her gündelik sohbete, geyik muhabbetlerine, aslında birilerine bir şey ifade etmeyen şeylerin bana çok şey anlatmasına nefretle bakan bir çift göz vardı orada, benimkiler.

Mümkünse sadece ve sadece sussun isterdim oradakiler, sadece sussun herkes.

Kimse nasıl öldü diye sormasın, şurada şöyle yapmıştık diye anlatmasın, ne olacak bu belediyenin hali diye de konuşmasın... herkes sussun... tıp...

bir çoğu için sadece “o adam” olanın “dedem” olduğunu bilmek daha çok acı veriyor. “Torunum”un karşılığı olmak daha da biniyor omuzlara...

“Seni seviyorum dede”

 
posted by bokumda boncuk var at 3:45 ÖÖ | Permalink |


0 Comments:


eXTReMe Tracker