Çarşamba, Nisan 26, 2006
niye peki?
Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız. Görorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik' in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Virjinya' nın bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar.
Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. PERDE !

* Haldun TANER, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı , Bilgi Yayınları, 4.B., Ankara 1996, s: 120.


Yazmak, saklamak, paylaşmak, bırakmak. Amaç sadece bu, hoş bir seda olarak kalmak...
 
posted by bokumda boncuk var at 5:31 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Pazartesi, Nisan 24, 2006
Ekmek şarap ...

Ekmek şarap sen ve ben
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir çocukla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını

kıskandım Gogen’i Tahitilim
terlemiş vücudunu silerken
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
güneşi doğurmuştu ölü cisim
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim sahra-i kebirim
kahrettim her şeye o gün
babanın şarap çanağına,
Gogen’e,
kadere,
sana,
bana ,
bir de gittiğin arabanın tekerine

ne diyordum arkadaş….
diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
daha sonra yaparım hayatın felsefesini

sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni
bazen kadın hamamında tellak….
bazen Christoph Colomb
Napolyon’ken düşünürüm Elbe’de geçen günleri
Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi….
bir kere Aristo’nun hocası olmuştum
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum

eğer daha da içersem
Shakespare halt etmiş derim karşımda
salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim
enayiymiş be Platon…
bir içsin de görsün….ne felsefesi varmış bu hayatın
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu

ıslak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş….
ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim…

İhsan Türe



 
posted by bokumda boncuk var at 3:17 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Pazar, Nisan 23, 2006
savaşmak, öldürmek, işgal etmek, sahip olmak
"sahip olabilmek" arzusu öyle çok bulandırmış ki zihinleri, "toprak doyuruyor" ancak gözleri...

Barış, hemen şimdi!

 
posted by bokumda boncuk var at 6:42 ÖÖ | Permalink | 0 comments
tanklara çiçekli örtüler örtenler olalım...



bir tanka pembe kumaşlardan keserek yaptığı örtüyü örten kadın ne de güzel etmiş.
Tankları pembe, mor, sarı, turuncu örtülerle örtelim...

Barış hemen şimdi!
 
posted by bokumda boncuk var at 4:40 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Pazartesi, Nisan 17, 2006
saat dört, yoksun...

Saat dört
yoksun
Saat beş
yok
Altı, yedi,
ertesi gün, daha ertesi
ve belki
kim bilir...
Hapisane avlusunda
bir bahçemiz vardı.
Sıcak bir duvar dibinde on beş adım kadardı.
Gelirdin,
yan yana otururduk,
kırmızı ve kocaman
muşamba torban dizlerinde...
Kelleci Memedi hatırlıyor musun?
Sübyan koğuşundan.
Başı dört köşe,
bacakları kısa
ve kalın
ve elleri ayaklarından büyük.
kovanından bal çaldığı adamın
taşla ezmiş kafasını.
'hanım abla' derdi sana.
Bizim bahçemizden küçük bir bahçesi vardı,
tepemizde,
yukarda,
güneşe yakın,
bir konserve kutusunun içinde...
Bir cumartesi gününü,
hapisane çeşmesiyle ıslanan
bir ikindi vaktini hatırlıyor musun?
Bir türkü söylediydi kalaycı Şaban Usta,
aklında mı:
'Beypazarı meskenimiz, ilimiz,
kim bilir nerede kalır ölümüz....? '
O kadar resmini yaptım senin
bana birini bırakmadın.
Bende yalnız bir fotoğrafın var:
bir başka bahçede
çok rahat
çok bahtiyar
yem verip tavuklara gülüyorsun.
Hapisane bahçesinde tavuklar yoktu,
fakat pek ala gülebildik
ve bahtiyar olmadık değil.
Nasıl haber aldık
en güzel hürriyete dair,
nasıl dinledik ayak seslerini
yaklaşan müjdelerin,
ne güzel şeyler konuştuk
hapisane bahçesinde...

n.h.
 
posted by bokumda boncuk var at 4:21 ÖÖ | Permalink | 0 comments
tornavida ve ben
küçükken merak ederdim ya herşeyin işleyişini, ve kızardı büyükler bana , yine mi kırdın oyuncaklarını diye, işte büyükler de güzel güzel kırmışlar şimdi merak ettiklerini, bakmışlar içinde ne var diye...

Vettünk az asszonnyal egy kutyát a piacon.








daha fazlası buraya tıklayınca.
 
posted by bokumda boncuk var at 3:40 ÖÖ | Permalink | 0 comments
hasta olunca...
hasta olunca niye hiçbir zaman iyileşmeyecekmiş gibi gelir?
 
posted by bokumda boncuk var at 3:30 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Pazar, Nisan 16, 2006
Aile kavgası internette
Dünyada bir ilk! Aile kavgası internete taşındı...




Kızının odasının her zaman düzensiz ve karışık olmasından bıkan bir baba, çareyi odanın fotoğraflarını çekip kurduğu web sitesinde yayımlamakta buldu.

Bu hareket işe yaradı, ancak şimdi öç alma sırası kızına geçmişti!


Baba nasihati: Ayıpla onu!
Britanya'da bilgisayar mühendisi olan 48 yaşındaki Steve Williams, sadece kızının ne kadar dağınık olduğunu sergilemek için, odanın fotoğraflarını içeren bir web sitesi kurdu. Shameit.com (Ayıpla onu) isimli sitede Williams, karısı ile birlikte kızlarının düzenli olması için gereken her şeyi yaptıklarını belirtti.

Baba Steve Williams'ın ifadesine göre, çift, kızlarına yeni gardırop almış, fazla eşyaların odadan çıkarılması ve odanın yeniden dekorasyonu için fırsat vermişlerdi, ancak oda yine de toplu değildi.

Fotoğrafların internette yayımlanması, etkisini çok çabuk gösterdi ve 20 yaşındaki Claire odasını topladı. Hatta bu, ailenin 16 yaşındaki oğlu Michael'a da ders oldu. Michael kaderinin aynı olmasından korkarak odasını düzenledi.

Aslında aile içi bir çekişmenin sonucu olarak hayata geçirilen site, o kadar çok ilgi gördü ki, ilk iki hafta içinde Shameit.com adresini 40 bin kişi ziyaret etti.

Çevresindekileri ayıplayarak, onları daha düzenli veya temiz olmaya teşvik etmeyi amaçlayan siteye Japonya'dan Yeni Zelanda ve Güney Afrika'ya kadar pek çok ülkeden de fotoğraflar yağmaya başladı, halen de gelmeye devam ediyor.

Aile kavgasında rövanş Gazete ve dergilere demeçler veren baba, kızı için "Odasını internette görmekten mutlu olmadı, ama sonuçta işe yaradı" diyordu. Bilmediği ise, kızının ondan öç alma planları kurduğuydu!

'Aile kavgası'nın rövanşında, işletme bölümü öğrencisi olan Claire, babasını utandırabilecek başka fotoğrafların bulunduğu bir web sitesi yarattı. Babasının, kendisinin durumuna acıyan arkadaşları ile işbirliği yapan genç kız, onun bir partide kadın çantasıyla dans ederken görüldüğü sarhoş fotoğraflarını sitesinde yayımlamaktan çekinmedi. Üstelik, ailedeki tek 'dağınık' kişinin kendisi olmadığını göstermek için, babasının garajının fotoğraflarına da yer verdi.

Şimdi, babanın buna cevabı ne olacak bilinmiyor, ancak web sitesinin daha çok ilgi göreceği kesin.



Yani...
Kıssadan hisse çıkartırsak buradan kendimize, "babam iyi ki internetten anlamıyor..."



 
posted by bokumda boncuk var at 12:44 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Cuma, Nisan 14, 2006
faydalı bilgiler: sınav ne ulan?
Sınavlar, varolan sistemin getirdiği, öğrenciyi sürekli baskı altında tutmaya yarayan bir ölçme-değerlendirme aracıdır.

Neyi ölçer peki?
Öğrencinin "sınav anındaki" başarısını... o kadar.
 
posted by bokumda boncuk var at 10:13 ÖS | Permalink | 0 comments
Pazar, Nisan 09, 2006
modifiye 3310
3310 adam olmaz diyenlere cevap olarak,
video kameralı, mp3 çalarlı, hafıza kartlı, bluetoothlu Nokia 3310 telefon ...




 
posted by bokumda boncuk var at 9:16 ÖÖ | Permalink | 2 comments
Cumartesi, Nisan 08, 2006
yılın 'asparagas' haberi
İşte yılın 'asparagas' haberi
ABD'nin Florida eyaletinde yaşayan Patches isimli bir atın tam bir insan gibi yaşadığı iddia edildi. Haber göre at üstü açık otomobilde dolaşıyor, evde telefonlara bakıyor, karyolasında yorganın altında uyuyor.
31 Mart 2006 12:45
Yazı boyutunu büyütmek için

Habere göre, Thompson kardeşlere ait at tam bir insan gibi yaşıyor. Sahiplerinin üstü açık arabasında ona özel yaptırılan arka koltukta seyahat eden Patches molalarda arabaya çizburger sipariş verip yiyebiliyor! Thomas kardeşlerin evinde telefonu da kimsenin açmasına gerek kalmıyor, çünkü Patches bu konuda hepsinden hızlı. Patches gece olduğunda da karyolasında yorganın altına uzanarak uyuyor.

Sabah
 
posted by bokumda boncuk var at 1:08 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Savcı ile sanık ozanlar gibi atıştı



Savcı ile sanık ozanlar gibi atıştı

Aldı sanık: Kollarım kurusun haberim varsa, Ozan bu olayı bilmez hakim bey.
Aldı Savcı:Yapıldı yargılama hakikat bulunsun diye... işte şaka gibi davanın aslı:

31 Mart 2006 07:36




“Mahkeme duvarı gibi...” deyimini haklı çıkarırcasına genellikle soğuk yüzlü haberlerle gündeme gelen adliyeler, zaman zaman gülümseten olaylara da sahne oluyor.

Geçtiğimiz günlerde Artvin’deki bir mahkemede hem yargı hem de edebiyat tarihine geçmeye aday, alışılmadık bir duruşma yaşandı. Ardanuç Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen bir hırsızlık davasında sanık olarak yargılanan ‘Âşık Gülhani’ mahlaslı ozan K.O., savunmasını şiirle yaptı. İşin ilginç yanı, bu savunmaya cumhuriyet savcısı da aynıyla karşılık verdi; esas hakkındaki mütalaasını şiir şeklinde kaleme aldı. Mahkemenin, savcının talebi doğrultusunda karar verdiği davanın dosyası temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderildi. Yüksek mahkemenin şiirli dosya hakkında ne karar vereceği merakla bekleniyor.

Sanıkla cumhuriyet savcısının, ozanlar gibi şiirli atışmasına sahne olan dava, Artvin’in Ardanuç ilçesinde meydana gelen hırsızlık olayına dayanıyor. Ozan K.O.’nun oğlu İ.O., Ardanuç Barajı’nın yapılacağı yerde odun toplarken, ‘nasıl olsa sular altında kalacak’ düşüncesiyle direkten kopardığı telefon telini dereden odun çekmek için kullanıyor. Telefon görüşmesinin kesilmesi üzerine telin koparıldığını fark eden köylüler, durumu jandarmaya bildiriyor. Mahkeme kararıyla yapılan arama sonucunda 300 metrelik telefon teli K.O.’nun evinin samanlığında bulunuyor. Bunun üzerine cumhuriyet savcısı tarafından evin sahibi K.O. ve oğluna hırsızlık suçundan kamu davası açılıyor. Ancak olaydan haberi olmayan halk ozanı K.O., hırsızlıkla suçlanmanın üzüntüsü içinde savunmasını şiirle yapıyor. Bursa’da hastasının yanında kaldığı için duruşmaya gidemeyen K.O., mahkemeye savunmasını yazılı olarak gönderiyor.

Cumhuriyet Savcısı İhsan Özsoy da, bu şairane savunmaya aynı şekilde karşılık vererek mütalaasını şiirle yapıyor. Savcı Özsoy, esas hakkındaki mütalaasında, suç konusu olayın gelişiminden, istenen cezalara kadar her şeyi edebi bir şekilde anlatıyor. Mahkeme, savcının talebi doğrultusunda ozan K.O.’nun beraatine karar verirken, oğlu İ.O.’yu 10 ay hapis cezasına çarptırıyor. Hapis cezası 3 bin 300 YTL para cezasına çevrilerek ertelenirken, sanık İ.O.’nun temyiz için Yargıtay’a başvurduğu öğrenildi.

‘Savcı kelam etti mütalaayı, sıra mahkemenin, versin uygun cezayı...’



SANIĞIN SAVUNMASI

Kollarım kurusun haberim varsa,
Ozan bu olayı bilmez hakim bey.
Ozanlar dediğin halkın özüdür,
Ozanlar hırsız olmaz hakim bey.
İçimde var benim eğlenmez sızı,
İftiradır bize bu evrak yazı,
Kültür Bakanlığı’na sorasın bizi,
Ozanların yüzü gülmez hakim bey.
Dayanamam iftiralar kahrımda,
Hayat zindan oldu çile şehrinde,
Hastam var, kalmışım Bursa şehrinde,
Duruşmaya ondan gelmez hakim bey.
Aşıklık dediğin bambaşka sırdır,
Manevi duygudur, gönülde yerdir,
Hukuk adalete saygımız vardır,
Devletin malını çalmaz hakim bey.
Çileli Gülhani diyorlar bize,
Gerçek olayları bildirdim size,
Güvendim hukuka güvendim size,
Çekmeyen derdimi bilmez hakim bey.
Âşık Gülhani K.O.

SAVCININ MÜTALAASI

Yapıldı yargılama, hakikat bulunsun diye,
Adaletin terazisi denk tutulsun diye.
Yer Gümüşhane köyü, Ardola mahallesi,
Yıl 2004, Kasım ayının ikisi,
Ekip bakmak için arızaya varmış mahalline,
Görünce şaşırmışlar, telefon hattının haline.
Direkler arası 300 metre teli,
Kesip almış kendini bilmez biri.
Bildirilmiş durum jandarmaya,
Başlanmış suç failleri aranmaya.
Şüpheler toplanınca bir evde,
Verilmiş arama kararı usulünce.
Ev K.O.’ya aittir, belli,
Evin samanlığında bulmuşlar telleri.
Alındı baba-oğlun ayrı ayrı ifadeleri,
Anlaşılsın istendi, bu iş neyin nesi?
Telefon hattı çalışır, ahali konuşur,
Düşünceli İ.O. sağa-sola koşuşur.
Dereye ağaç gelmiş, odun için ideal,
Yamaç sarp, yol yok, kolaysa in al.
Bakmış direkte asılı teller,
Telleri tutar içten, çelikten gergiler,
Elindeki ip kısa, yeterli değil,
Bozma niyeti İ.O., teller senin değil.
...
Hayat zor, şartlar zor, yakacak asli ihtiyaç,
Amma Âşık oğlu, buna mı muhtaç?
Suç işlenmeye görsün, bulmaz mı adaleti,
İşte yakaladılar, evinde çalıntı telleri.
İncelendi emval, rapor ibraz etmiş bilirkişi,
Sanık İ.O.’dur bu eylemin faili.
Ey Mahkemeyi Asliye, derim ki sonunda,
Âşık K.O.’nun bilgisi yok bu olayda,
Bu nedenle delil yetersizliğinden etsin beraat,
Mahkeme huzurunda anlaşıldı bu hakikat.
Gelince sıra, K. oğlu sanık İ.O.’ya,
İsteyerek ve bilerek karşı geldi kanuna,
Lehinedir 765 SK. Verilsin ceza madde 492/10 üzerinden, uygulansın madde 522 emval değerinden.
Kim ister ki olsun böyle bir mahkeme,
Suç isnat edelim Artvinli bir âşığa,
Herkes hakkının hududunu bilse,
Gerek kalmayacak jandarmaya polise.
Müddeiumumi (savcı) kelam etti mütalaayı,
Sıra mahkemenin, versin uygun cezayı...

(Zaman)

 
posted by bokumda boncuk var at 1:02 ÖÖ | Permalink | 6 comments
Pazar, Nisan 02, 2006
keşke...

keşke, biri çıksa da "sana şaka yaptık, tüm hayat ve dünya kocaman bir eşşek şakasıydı" dese ya...
 
posted by bokumda boncuk var at 5:47 ÖS | Permalink | 0 comments
eXTReMe Tracker