Cuma, Haziran 16, 2006
Birarada Yaşamı Savunuyorum !


Yeterince acının yaşandığı bu topraklarda, yeni acılar yaşamak istemiyorum.
Farklılığımızı zenginlik olarak görüyor,
eşit, özgür demokratik bir Türkiye'de birarada yaşamı savunuyorum.


birarada yaşam web sitesi


Birarada yaşam manifestosu


Büyük Buluşma, etkinliğin sunucuları Zeynep Tanbay ve Bülent Aydın tarafından okunan "Birarada Yaşam Manifestosu" ile başladı:

BİRARADA YAŞAMI SAVUNALIM
- Biz birarada yaşamı savunanlar,
bugün Kadıköy’de yarın her yerde yan yana geliyoruz.
Zalimin zulmüne karşı mazlumun tepkisini örgütlüyoruz.
Gökkuşağının bütün renkleriyle birarada buluşuyoruz.

- Biz bu ülkenin doğusuyla batısını birleştirmek istiyoruz.
Biz herkesin yaşam tarzına, kılık kıyafetine saygı istiyoruz.
İnsan insanın kurdu olmasın diyoruz.
Bizim dışlayacağımız, başka yere postalayacağımız tek bir yurttaşımız bile yok!

- Biz zorunlu yurttaşlık değil, gönüllü yurttaşlık istiyoruz.
Güvenlik devleti değil, sosyal devlet istiyoruz.
Kardeş kavgasına hayır diyoruz.
Ateşin ateşle söndürülemeyeceğini iyi biliyoruz.

- Gelin, gerilim siyasetçilerine rant kapılarını kapatalım.
Gelin birarada yaşamı savunalım.
Siz ülkeyi yönetenler, hep kendi aranızda konuştunuz.
Şimdi bizi dinlemeye ne dersiniz?
Başkalarının acısını, derdini paylaşmaya var mısınız?

- Onların çözümü çözümsüzlüktür.
bizim çözümümüz barış, adalet, eşitlik ve kardeşlik.
Gelin yaralarımızı birlikte saralım.
Geleceğimizi hep birlikte kuralım.
Gelin birarada yaşamı savunalım.

- Onlar bizi düşman kamplara ayırıyor, biz birarada tutuyoruz.
Onlar nefret kusuyor, biz sevgi ve aşk sunuyoruz.
Onlar karanlığın sesi, biz aydınlığın sesiyiz.
Onlar ülkeyi tek tipleştirmeye, kendilerine benzetmeye çalışıyor.
Biz çeşitlilikten, çoğulculuktan, sanattan, sevgi ve aşktan yanayız.



- Biz biliyoruz ki şiddetten medet umanlar, şiddetin esiri olurlar.
Bize “kırk katır mı – kırk satır mı?” diyorlar
Katırınız da, satırınız da sizin olsun
Biz demokrasi, barış ve özgürlük istiyoruz.

- Dinsin gözyaşı, akmasın artık kan
Yaşasın birlikte yaşam.
İnsanı insan yapan, birarada yaşam.

- Ya hep beraber, ya hiç birimiz
Biz aşkın ve devrimin ta kendisiyiz.
Bu ülke benim senin onun değil, hepimizin
Hepimiz farklı fikirleriz, farklı renkleriz.

- Birarada yaşamı savunalım! Birarada yaşamı savunalım!

25 Haziran 2006
Kadıköy
 
posted by bokumda boncuk var at 4:22 ÖS | Permalink | 4 comments
Çarşamba, Haziran 14, 2006
Canlı yayında Radyodayım!
http://damlasakizlimuhallebi.sitemynet.com/index.htm

Linki tıklayarak, eğer o an yayındaysam radyo yayınımı dinleyebilirsiniz.
Site bir seferliğe mahsus olarak bilgisayarınıza bir eklenti yüklemenizi istiyor. Bu sistem tamamen ücretsiz.


Tıkla !
 
posted by bokumda boncuk var at 4:48 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Salı, Haziran 13, 2006
Korna çalınca çabuk açılır yollar... bak bak bak
özellikle haftaiçi sabahları, arabalarıyla trafiğe çıkan, işlerine giden, çocuklarını okula bırakmaya çalışan araba sahiplerinin, yolcu almaya çalışan dolmuşcuların, hayattan bezmiş otobüs şoförlerinin, kaderin sillesini yemişlerin, "ne kadar çok korna çalarsam, yol o kadar hızlı açılacaktır" yanılgılarıdır.

tıkalı trafiği bir sarhoş gecenin ardından içine kusulmuş ve parça yemekler bulunan lavaboya, korna sesini lavabo aç'a benzetmek şizofrenik hareketlerdir. nafiledir.

korna çalmak, bir stres atma metodu olmamalıdır.

"tüh ulan korna çaldık o kadar ama yol açılmadı, napalım, biz elimizden geleni yaptık" demenin herhangi bir dayanağı yoktur. uyuyan vardır, hasta vardır, hiçbiri yoksa o sesi duymak istemeyen vardır.

"korna sesinin hastasıyım, ille de korna sesi olsun, müptelasıyım ulan" diyenler için, turkcell gerekli hizmeti sunmuştur,
"pdalidali yaz 7070e gönder polifonik havalı korna melodisi cebine gelsin!"
 
posted by bokumda boncuk var at 10:43 ÖS | Permalink | 1 comments
Pazartesi, Haziran 12, 2006
Tel Cambazlarının Tel Üstündeki Durumu
Tel Cambazlarının Tel Üstündeki Durumu

Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yan gelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız.

TURGUT UYAR
 
posted by bokumda boncuk var at 11:25 ÖS | Permalink | 1 comments
Cuma, Haziran 09, 2006
Doğada alanlarını belirleyen hayvanlar ve yan sokaktaki polat bozmaları
ara sokaklarda duvar diplerine konuşlanmış, beyaz gömlekli, siyah takım elbiseli yandan yemiş mafya özentisi gençlerin, yoldan geçen insanlara laf atmaları, şahin marka araçlarındaki piooner müzik setine "duptıs" koymaları dışında, çitledikleri çekirdek kabuklarını yerlere atarak doğal ortamda bölgelerini çizen hayvanlar gibi alan belirlemelerinin benzerliği karşısında oha falan olmamak elde değil sayın seyirciler.
 
posted by bokumda boncuk var at 4:25 ÖS | Permalink | 0 comments
Memlekette Kara Murat kıtlığı var !
"ben yaptım" deme cesareti pek azımızda var, fakat her gün eve dönerken yollarda 28 tane polat bozması, 13 tane miroğlu görebiliyoruz sokak kenarlarında çekirdek çitleyenlerden. dayatmacı ve popülist bir medya kültürünün yetiştirdiği insancıklar... birkaç yüzyıl önce isyan etmek, krala karşı gelmek, kralın kızını öpüp kaçmak, halkı ayaklandırmak, kurallara uymamak gibi cezası ağır suçlar bile kitle tarafından paylaşılırdı.

"kara murat kim?" sorusunun herkes için tek bir cevabı vardı. herkes kara murat 'tı, hiç kimse kaçmazdı bundan.

fakat bugün kara murat 'ın kendisinin bile olduğu halde var olmadığı bir yerde yaşıyoruz. insanlar kendi yaptıkları fiilerin bile sorumluluğunu almıyor/almak istemiyor. bastırıldık, sindirildik, ezildik...

Yok mu Kara Murat ne? Hayır, yok.
 
posted by bokumda boncuk var at 11:36 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Arabayı pavyona çevirme talimatları
bir adet kuş markalı araba alınır. şahin olur, kartal olur, doğan olur. murat da joker olarak gelebilir. serçe kurtarmaz fakat.

araba alınır servise gidilir. fakat her servise değil. bu pavyon ışıklarından herkesin elinde olmayabilir. muhtemelen kapısında "araba modifiye edilir, doğan görünümlü şahin" benzeri ibareler bulunan araba tamircileri ve servisleri bu işlem sırasında size yardımcı olabileceklerdir.

1 milyarlık arabanıza her türlü "modifiye"yi yapmaya hazır olan siz paradan kaçmazsınız. "yap abi arabayı canlı bişeyler" dersiniz. Ortaya da karışık söylersiniz.
Racon şudur:

arabanın ön camına, sileceklerin arkasına mor ve pembe ışıklardan konulur. bunlar mütemadiyen yanarlar.
sinyal verdiğinizde beyaz ışık veren lamba da ön cama konulur.
frene bastığınızda kırmızı yanan kuru kafa dikiz aynasının altında kendine yer bulur.
farlara mavili morlu yanarlı dönerli sistem taktırılır. Bunlar far niyetine yanar söner.
Arabanın arka tarafına da loş bir ışık veren mor florasanlardan ekletilir.
Ayrıca sis farlarını da en iyi şekilde değerlendirmek varsa yeşil lambalardan, yoksa şokella hediyeli kırmızı ampüllerden taktırmak gerekir.

1 milyarlık arabanızın içindeki 1,5 milyarlık piooner'ın sesi sonuna kadar açılır (°bkz: son ses). Arka cama 240 puntoyla "Venedik Pavyonu - Ankara Oyun Havaları" yan kapılara "bayan içkisi 20 ytl" yazıları yapıştırılabilir.

Arabanız artık bir pavyon formunu almıştır.

Hayırlı olsun.

Artık 4 erkek 2 öne 2 arkaya olmak üzere arabaya doluşup camları yarım açmak, teybe "duptıs bişeyler" koymak ve 10km/saat hızla mahalle aralarında sürtmek suretiyle insanların beddualarını alabilir, mazohizmin ve sadizmin doruklarına ulaşabilirsiniz.
 
posted by bokumda boncuk var at 4:47 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Perşembe, Haziran 08, 2006
Aaahh Belinda!
gözlerini kapatıp açmak arasında başka birinin kimliğine sahipsin.
sen sensin, ama başkaları seni bir başkası sanıyorlar. iki kişiliğini de düşünmen, iki kişi için yaşaman gerekiyor.

küçümsediğin, burun kıvırdığın hayatı yaşamak zorundasın. şartlar kabul etmen gerektiğini söyler sana, aldırmazsın başta.
ama kabul edeceksin, her naciye'nin kaderini kabul etmek zorunda kaldığı gibi kabul edeceksin o kaderi. serap naciye'yi anlamaya ve onu yaşamaya başlayacak, devam etmeli çünkü hayata.
sen artık naciye hanımsın serap! kocan hulıse'ye kadınlık yapacaksın, inci ve hakan 'ı öpeceksin uyumadan. asla mutlu edemeyeceksin kaynananı.
"tımarhaneye mi dönsem acaba?" diyeceksin kendine.
tiyatroya dönmek mi? sen evinin kadını naciye'sin serap! dur orada.
ve koşarsın kocan hulusi'ye. "yeter" dersin, "bundan sonra gözyaşı yok, mutluluk var, bitti artık, herşey bitti, naciye var, naciye var, naciye var, naciye var!"
"evvel zaman içinde var imiş bir dunganga..."
naciye olmak zordur serap!

ve "stop". sabahladık ama değdi serap!
 
posted by bokumda boncuk var at 6:13 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Salı, Haziran 06, 2006
Meyve ile kaplı çikolatalı pasta...
Üstü meyve ile kaplı bir çikolatalı pastadır o. ilk bakışta hep güzel görünür, fakat tadına bakmadan lezzetli olup olmadığını bilemezsin, tadı güzel olsa bile akşama mideni bozabilir, hasta edebilir.

En pahalı pastaneye gittiğinde hep en sağlıklısını, en güzelini bulamayabilirsin, çünkü pastayı yapan usta yapmak zorunda olduğundan yapmıştır onu. Görünümü güzel olabilir, albenili olabilir, belki lezzetli de olabilir, ama en güzeli olmayabilir hep. Oysa kenar mahallenin sokağında "mutlaka bir pasta yapmalıyım" demeden, ona emeğini veren, onu kendi yarattığı için seven, onu yaptığı ve ona dokunduğu her anda keyif alan biri mutlaka vardır.

En güzel çikolatalı pasta hiç ummadığın anda çıkabilir karşına. Doğum günün olması gerekmez, hediye değildir çünkü, gerektir. hamur, krema, meyveler ve çikolatanın bu kadar tesadüfi dizilmesi rastlantı olamaz fakat, öyle olması gerektiği için olmuştur ne olduysa. Her öğe kusursuz bir sistemin parçalarıymış gibi pasta tabağındaki yerlerini almıştır. Pasta orada, ortadadır.

Bu güzel pastaya rastlayınca haylazlığınız tutup bir bakayım tadına deyip bir parmak çalmaya çalışırsanız üstündeki kremasından, o'nun o olmasından bir şeyler eksilecektir. Onun o aradığınız çikolatalı pasta olduğunu "ben bunu istiyorum, aradığım bu" dediğiniz anda farkedeceksiniz, "keşke diğeri olsaydı, hem de fıstıklıydı o" diyorsanız tercihinizden sonra, tabağınızdakini bırakıp kaçmayı kolluyorsanız her an, aradığınız açlığınızı bastırmak için tatlı bir şeylerdir, hep aradığınız o çikolatalı pasta değil.

Çeşit çeşit meyveler dizilidir pastanın üzerinde. En tazelerinden, en güzellerinden seçilmiştir hepsi tek tek. Pastayı güzel yapan da bu meyvelerdir belki. Hepsi bir şey için oradadır; her birinin farklı nedenleri vardır, güzel olan ne varsa meyveleri dizilidir pastanın üzerinde. Ayrı renklerdedir her biri, hiç görmediklerin de görünebilir, hayranlıkla izleyip yemeye kıyamadığın, bazen de daha önce bir yerlerde rastladıkların... Arada bir meyvelerin acı tarafları çıkabilir, kabukları dişlere denk gelebilir, fakat güldür, dikenleri de olacaktır, fakat aldırmazsın bu küçük sert meyve parçalarına, pastayı seviyorsundur zira.

Çikolatası...
Çeşit çeşit, kat kat çikolatalar vardır bu pastada. Her bir ısırışınızda sizi yeniden şaşırtan, yeniden farkettiğiniz, ya da ilk kez rastladığınız ve güzelliğine hayran kaldığınız lezzetli çikolata parçaları, görmenin bile mutluluk verdiği, tadına bakabilmenin şanslılık sayıldığı, serotonin salgılatıcısı kakao mucizeleri... Belki, 15 yıl sonra bir miktar göbek ve yağ olarak da dahil olabilir hayatına, ama buna fazlasıyla değer o’nun için... Tadını çıkarmalı!

... ve yasakladıkları; bu pasta bir şeyi yasaklar onu tadanlara: bencillik yasaktır. Bu pasta bir kişinin olamaz. Bu pasta iki kişiliktir, yoksa tadına varılmaz ! “en çok ben yemeliyim” dememek gerekir bu pasta için, evet, harika bir taddır bu, hiç dumadığınız bir keyiftir, kocaman mutluluktur, ama bir farkı vardır diğer pastalardan, bitmez !


Aşk ‘tır bu pastanın adı... Aşk !

Aşk üstü meyve ile kaplı çikolatalı bir pastadır...
 
posted by bokumda boncuk var at 3:31 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Pazartesi, Haziran 05, 2006
Susma!
Önce Yahudiler için geldiler
Sesimi çıkarmadım –
Çünkü ben Yahudi değildim
Sonra komünistler için geldiler
Sesimi çıkarmadım –
Çünkü ben komünist değildim
Sonra sendikacılar için geldiler
Sesimi çıkarmadım –
Çünkü ben sendikacı değildim
Sonra benim için geldiler
Ve artık ses çıkaracak kimse kalmamıştı


Pastör Nie Moeller (2. Dünya savaşında bir kilise nin rahibi)
 
posted by bokumda boncuk var at 4:40 ÖÖ | Permalink | 0 comments
150 km'den fazla hız yapmak tehlikelidir

150 km'den fazla hız yapmak tehlikelidir

A.A.

Çorum'un İskilip ilçesinde stabilize yola konulan, “150 kilometreden fazla hız yapmak tehlikelidir” yazılı tabela görenleri şaşırtıyor.

Eski Çankırı yolu olarak da bilinen belediyenin alternatif çevre yolu olarak planladığı bağ-bahçe yolunda 1 yıldır genişletme çalışmaları yapılıyor. Bir süre önce İskilip Belediyesince özel bir firmaya ihale edilen yol yapım çalışmaları sürerken, yaklaşık 5 kilometrelik yolun her iki ucuna İskilip Belediyesince, “Bu yolda 150 kilometreden fazla hız yapmak tehlikeli ve yasaktır. Belediye Başkanlığı” yazılı bir tabela dikildi.

İskilip Şoförler ve Nakliyeciler Odası Başkanı Abdurrahman Uysal, tabelada yazım hatası olabileceğini belirterek, “Otobanlarımızda bile saatte 150 kilometre hıza izin verilmezken İskilip'te 5 kilometre uzunluğundaki çift yönlü yolda böyle bir hız düşünülemez. Bu ya şaka ya da tashih hatasıdır” dedi.

Bazı vatandaşlar ise şehir dışında kaldığı için fark edilmeyen tabelanın belediye tarafından yola ilgi çekilmesi amacıyla bilinçli olarak yerleştirildiğini savundular. Belediye Başkanı Orhan Öztürk ise konuyla ilgili açıklama yapmayacağını söyledi.


http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4525652.asp?m=1
 
posted by bokumda boncuk var at 3:33 ÖÖ | Permalink | 1 comments
Cumartesi, Haziran 03, 2006
Serlot

Serlot
Video sent by bokumdakiboncuk
serlot sanalsimge icin dedi ki...
 
posted by bokumda boncuk var at 10:55 ÖS | Permalink | 0 comments
Finaldonemidelileri

Finaldonemidelileri
Video sent by bokumdakiboncuk
final döneminde odtü kampüsü kütüphane önünde heykelle kanka olan gençler
 
posted by bokumda boncuk var at 2:39 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Sevgi Önceliktir - Can Dündar

"Sevgi Önceliktir."

Üniversite yıllarımız... Biz iki erkek arkadaşız. Onlar da iki kız. Öyle tanıştık SBF'nin kantininde... Birlikte çıkıyoruz... O yıllarda çıkma ne demek... Sinemaya falan birlikte gidiyoruz öğlenden sonraları. Akşam üzerleri de o zamanlarda çok ünlü Filiz Pastanesi'nde buluşup çay falan içiyoruz. Çok sevdiğim bir şiir vardı, aklımda kaldığı kadarıyla, şöyleydi sanki, o yıllardaki aşklarımızı anlatan... Bir şey var aramızda senin gözlerinde belli, benim yanan yüzümden. Susuyoruz, arada bir, gülüşerek başlıyoruz söze. Ne kadar gizlesek nafile, bir şey var aramızda, senin gözlerinde ışıldıyor, benim dilimin ucunda... Söyleyemiyoruz "Seni Seviyorum" diye... Ama öyle şeyler yapıyoruz ki, her şey ayan beyan... Ne mi yapıyoruz mesela... Biz üçümüz, Mülkiyeliyiz. "Aramızda bir şeyler olan" Orta Doğulu... Bir gün öğleye doğru, üç mülkiyeli, Kızılay'da rastlaştık... Sinemaya gitmek üzere sözleşiyoruz. Uzaktan bizim Orta Doğulu çıktı meydana. "Hayrola" dedi. "Öğleden sonra sinemaya gidiyoruz, haydi sen de gel" dedim. "Çok mu istiyorsun" dedi. "Evet" dedim. "Biletleri alın beni bekleyin. Senin için gelirim" dedi, koştu gitti. Sinema ikide... İkiye çeyrek kala buluştuk. Üç Mülkiyeli. Orta Doğulu görünürde yok... Bizim kız "Hadi girelim" dedi. "O laf olsun diye 'Gelirim' dedi. Gelemez. Öğleden sonra final sınavı var. Nasıl gelir ki!..." Biletlerin ikisini onlara uzattım... "Gelecek." dedim. "Siz girin, ben beklerim". Saat iki buçuğu geçiyordu, sinemanın önünde bir taksi durdu. İçinden nefes nefese Orta Doğulu indi... "Kusura bakma geç kaldım." dedi... "Öğleden sonra final sınavım vardı. Bu sınava raporsuz girmezsek dönem hakkım yanar. Bu yüzden girdim. Kağıdın altını hemen bomboş imzalayıp verdim. Fırladım, taksiye koşarken ayağım burkuldu, topuğum kırıldı. Yurda gidip ayakkabımı değiştirmek zorunda kaldım. Bu yüzden geciktim." Sonra kulağıma eğildi. "Ama ne kadar geç kalırsam kalayım, kapıda beni bekleyeceğini biliyordum." dedi. "Ben de geleceğini biliyordum." dedim, elini elimin içinde sıkarken...

Sevginin en yüce yanıdır, inanmak... Ama ben başka şey anlatmak istiyorum, bugün... İnsanları ne kadar seviyoruz. Onlara ne kadar değer veriyoruz. Bunun bir tek şaşmaz ölçeği var. Günlük hayatımızdaki önceliklerdeki yeri? "Hadi sen de gel" dediğimde "Sınavım var, gelemem" diyebilirdi Orta Doğulu... Kimse de bir şey diyemezdi. Öyle demedi..." Senin için her şeyi yaparım" dedi... Benimle herhangi bir gün, herhangi bir saatte gidebileceği o sinemaya, sırf ben o gün istiyorum diye, o gün gidebilmek için, sınavdan "Sıfır" almaya razı oldu. Şimdi bir de herkesin günlük yaşantısında her zaman rastlanan başka örneklere bakın... Sevgilim, sana tapıyorum. Bugün buluşmayı çok isterdim ama, berberden randevu almıştım.", "Alo, darling. Bu gece seninle buluşacaktık ya. Bir kız arkadaşım boy frendi ile bozuşmuş. Onu teselli etmem gerek. Beni affet!", "Hayatım sen bir tanesin. Ama yarın buluşamayız. Galatasaray'ın maçı var." Listeyi sabaha kadar uzatabilirsiniz. Şimdi bir düşünün. Hem size ileri sürülen özürlere. Hem sizin ileri sürdüklerinize. Kimi, neleri tercih ediyorsunuz, kimlere... Ve siz nelere tercih ediliyorsunuz? Eğer, sizin için berberden, maçtan, sizi davet eden ya da size gelen herhangi bir arkadaştan sonra geliyorsa, sakın ola, onu sevdiğinizi falan düşünmeye kalkmayın. İnsanlar bazen kendilerini de kandırır, sevdiklerine. Ya da şüpheye düşerler, "Ona karşı duygularım, cok karışık... Seviyor muyum acaba?" diye... Sevginin ve değerin en yanılmaz ölçeği, tercihtir, önceliktir. Hadi sinemaya gidelim" dediğinizde, arkadaşını "Tabii, harika" demeden önce "Ne film oynuyor?" diyorsa, hele hele ardından "Ben o filmi sevmem." deyip, buluşma teklifinizi reddediyorsa mesela, bilin ki asıl sevdiği sinemadır. Siz değilsiniz. Siz ancak onun ilgisini çekecek bir film ve boş bir zamanını bulabilirseniz, onunla buluşabilirsiniz. Bunun da adı sevgi olamaz tabii... Sevgide önemli olan bir arada olmaktır. Sinema bahanedir sadece. Düşünün bakalım, sevdiğinizi sandığınız insanın, hayatınızdaki öncelik sırası neydi? En tepede mi? O zaman gerçekten seviyorsunuz demektir. Ya da şöyle... Hayatındaki en büyük önceliği daima size veriyorsa, hiç şüpheniz olmasın, en cok sizi seviyor. Onun için en değerli varlık sizsiniz. Hem kendi karmaşık duygularınızı çözmenin, hem de onun duygularını kesinlikle belirlemenin en şaşmaz yoludur, öncelik testi... Çünkü en çok sevilen, en önce gelir. "Benim her şeyimsin" kolay laftır, herkes söyleyebilir. Eğer sizi bir şeye tercih ediyorsa ancak o zaman her şeyiniz demektir gerçekten. Birisiyle ilgili duygularınızdan ya da onun duygularından şüpheniz varsa, derhal bu "Öncelik" testini yapın, her günkü yaşantınızdan örnekleri hatırlayarak. Şaşmaz gerçek hemen ortaya çıkacaktır.

Sevgi bir bakıma önceliktir çünkü!

CAN DÜNDAR



 
posted by bokumda boncuk var at 12:58 ÖÖ | Permalink | 2 comments
bir garip aile bağları.. bu memlekette herkes akraba
Askerlik Şubesine

Saygılarımla size açıklama özgürlüğümü kullanarak bazı şeyleri bildirmek istiyorum

Umarım bu durumu en kısa zamanda açıklığa kavuşturursunuz.
Şu günlerde askerliğe çağırılacağım.

Yaşım 24 ve 44 yaşında bir dul bayanla evlendim, kendisinin de bir kızı var 25 yaşında.

Babam ise bu bahsetmiş olduğum kız ile evlendi.Böylelikle Babam, karımın kızı ile evlendiği için damadım olmuş oldu.
Bunun üzerine kızım da üvey annem olmuş oldu babamla evlendiği için..

Hanımımın ve benim gecen sene bir oğlumuz oldu.Oğlum hanımımın kızının erkek kardeşi oldu, aynı zamanda Babamın da eniştesi. Bir de üveyannemin erkek kardeşi olduğu için dayı oldu.
Anlıyacağınız benim oğlum benim dayım oldu..

Babamın eşi sene sonunda dünyaya bir erkek çocuğu getirdi.
O babamın oğlu olduğu için benimde erkek kardeşim, ve de kızımın oğlu olduğu için de torunum.

Yani ben torunumun erkek kardeşiyim.
Ayrıca bir Annenin evladının babası eşi olduğuna göre bende Eşimin Kızının babasıyım ve de kızımın erkek çocuğunun erkek kardeşiyim.Kısacası kendimin büyükbabasıyım..

Sizden ricam beni Askerlik görevimden azl etmenizdir,
siz de biliyorsunuz ki kanunlarımızda Baba, Oğul ve Torun aynı zamanda askerlik yapamazlar..

Saygılarımla...

Not: Psikolojik rahatsizliklardan ve (!) Ailedeki dengesizliklerden dolayı bu genç adam askerlikten men edilmiştir.. (Dosyasına bu şekilde islenmiş ..)
 
posted by bokumda boncuk var at 12:52 ÖÖ | Permalink | 0 comments
Perşembe, Haziran 01, 2006
bundan sonra böyle
efendim,
büyüklerimiz bizim yerimize de düşünmüş, bize (hangi bize?) zarar verecek işler yapmamızı engellemek üzere laflar etmişler, kurallar koymuşlar. bir yasa tasarısı olarak onaylanmayı beklemekte imiş şimdi.

yapılacak olan düzenlemelere göre, bundan kelli internet cafelerde ya da herkese açık bilgisayarların olduğu yerlerde internete girecek isek, t.c kimlik numarası adı verilen bilgiyi de bu bilgisayarlar vasıtasıyla girerek kaydımızı kuydumuzu tutturacakmışız devletimize.

evlere de koyulmalı bu sistem, hatta her girdiğimiz harfin, her yazdığımız sözcüğün hesabını vermeliyiz.

sonra anarşik sitelere gireriz, futboldan ve seksten başka şeyler konuşuruz kendi aramızda, bilmediklerimizi öğrenmeye çalışırız, başka yerlerde insanlar ne yapıyor görürüz, sonra özel, kimsenin ulaşmasına izin vermek istemediğimiz sırlarımız falan olur... aman söylemek bile kötü.. neyse, devletimiz bunlara önlemini önceden alıyor. yoksa biz ne yapardık, zavallı iradesizler olarak?

paşa paşa giriyoruz kimlik numaramızı bilgisayara otururken, ondan sonra devletimiz bizi kontrol ve takip ediyor ne güzel, kendimize mukayyet olalım diye.
her bireyin başına bir de polis dikmeli takip için, ve sonra her polisin başına da birer polis, ve sonra bunların başına da birer tane... herkes birbirinin rakibi olmalı ve yoketmeli sonra, ispiyonlamalı diğerlerini.
ve bağırmalı hep bir ağızdan: padişahım çok yaşa!
 
posted by bokumda boncuk var at 5:14 ÖS | Permalink | 0 comments
msn'de yeni tanışılan insana smileyler saçmak
efendim, bir kaç saat önce bir msn konferansında teşhis edildi bu durum.

Birbirleriyle ilk kez konuşan ve diğer zamanlarda çok nadir olarak smiley kullanan insanların ilk konuşmalarında daha çok smiley kullandıkları ve şirinlik yapmaya çalıştıkları teşhis edildi. zaptını tutmak da bokum 'a düştü.
 
posted by bokumda boncuk var at 12:44 ÖÖ | Permalink | 0 comments
eXTReMe Tracker